siir


kanayangul portre            kanayangul portre

 

yalan
Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
Her şey gidiyor
Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun

Kolay değil, bir yalan bu
Yaralayan, kanayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşak sıcak bir yalan

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
Yalnız olduğunu anlıyor insan
Anladım ve geçtim
Yaralı bir ceylanın kalbinden

Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım
Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
Nasıl da umarsız

Su gördüm düşümde
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

Hayır, diyordu bir dağ köylüsü
Hiç bir şey için geç değil
Ve geç değil
Bir şey için hiç bir şey
Bir şey vardı öyleyse, bir şey
Beni çeken
Gecenin dağdağasından uzağa
Kocaman çayırlara çeken bir şey
Gümrah ırmaklara
Sonra sıcağa sonra acıya
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
Bir şey

Tutsana beni bırakmasana
Olsun, yaralasana
Olsun, ağrısada
Yalan da olsa kalsana

Dağ köylüsü, aşkın olduğu yerde ben varım
Sen olmasan da ben varım
Yağmur yağar, saçlarım filizlenir
Bir yıldız düşer omuzlarıma
Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapından
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan
Tanırlar beni,
Bilirler, en iyi yalanlarını ben alırım onların
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olmaz ben sordukça

Dağköylüsü
Şimdi gidersen
Şimdi git
Kalırsan şimdi

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
Her şey gidiyor
Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen, sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun.

Kolay değil, bir yalan bu
Yaralayan, kanayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşak sıcak bir yalan

Tutsana, bırakmasana
Olsun, yaralasana
Olsun, ağrısada
Yalan da olsa kalsana.


                                       İbrahim Sadri                        

Sen Gelince Aklima

Unutmadim seni,ne yapdiysam unutamadim

yalanim yok,sevemedim senden sonra kimseyi

Veremedim yüregimi,aldanmadim

aglamadim her gidenin ardindan

Gözlerimi yatirip da uzaklar,beklemdim

Tutkuyu bilmedim,kapilmayi

Özlemlerim oldu,yenilmedim

O hain sanci hic kivrandirmadi senden sonra

Sevgilim söylemedim kimseye ve sevilmedim

Simdi simdi eskilerden kalma bir sarkisin dilime doladigim

Hüzün cicegimsin,solduramadigim

Unutamadigimsin unutmadigim

  Beni

 Sevebilme İhtimali

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim
Çocuk olmaktan ve beslenme çantamda
Otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Veyselkarani'de
Haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara'da karbon monoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
Özlemeye başladım herkesi...
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra...

Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
Kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık...
Ben doktor oluyordum sen hemşire,
Geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
Pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçe'yle...
Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden
Orak çekiç figürleri türetmeyi...

Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu
Haber bültenleri...
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadıi benim...
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan
Platonik dikenleri saymazsak...
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu...
Ve belli bir saatten sonra
Sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri...
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim...
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım...
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece...

Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
Ama sen yoktun..
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum,
Suni teneffüs saatlerinde...
Okul servisi seni hep zamansız,
Amansızca bir lojman griliğine götürüyordu...
Ben, senin benimle
Tunalı Hilmi caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum...

Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyordu
Tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini...
Sonra otobüs oluyordum,
Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü...
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini...
Otobüs oluyordum bir süre...
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
Yanağım otobüs camının garantisinde...
Otobüs oluyordum...
Bir ülkeden bir iç ülkeye...
Çocukluğuma yaklastıkça büyüyordum...

Zap suyunun sesini
Başına koyuyordum şarkılarımın listesinin...
Korkuyordum... Sonra iniyordum otobüsten...
Çarşıdan bizim eve giden,
Ömrümün en uzun,
Ömrümün en kısa,
Ömrümün en çocuk,
Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum...
Çünkü sonunda annem oluyordum,
Babam kokuyordum sonunda...

Soguk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim,
Çocuk olmaktan...
Ve beslenme çantamda
Otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle birgün Van'daki bir kahvaltı salonunda...
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
Bir yol üstü lokantasında...
Ben seninle,
Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında...
Ben seninle herhangi bir insan elinin
Terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...

Ben senin,
Beni sevebilme ihtimalini sevdim !

Seni Yağmurdan Sonra Sevicem

Şimdi git...!
Say ki..Seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik
Say ki.. Gece mektuplarının en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik
Say ki.. Sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber bekledik

Sen git..!
Ben gelemem bu yürekle..!
Ya da kal..!
Eylül yağmurlarını bekle..!

Seni yağmurdan sonra sevicem
Saçlarıma ak düşmemiş halimle
Sen yaşlardayken 18'inde, 20'nde
Seni yağmurdan sonra sevicem
Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle
Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle,
Seni yağmurdan sonra sevicem..
Aşksız geçen onca yılı yakacağım
Sevda aleminde kendi ellerimle

Şimdi git..!
Say ki..Seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik
Say ki..Oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı
Ve sevdadan hiç söz etmedik
Say ki ..Hiç gülmedik
Aynı şeyleri sevmedik
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik
Seni, yağmurdan sonra sevicem
Kimse bilmiycek, herkesden gizliycem
Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada
Seninle gök kuşağının altından geçicem
Seni yağmurdan sonra sevicem
Ve seni sevdiğimi kimseye söylemicem

Belki bu dünya gözlüyle gördüğüm son yağmur olacak
Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüycem
Ben seni yağmurdan sorna sevicem
Ve bir gün ölürsem, yeşil gözlerinde ölicem


                              Uğur Arslan                     

 

ProDiC By EmirKAN Tu€RKiY€..

  


 

0000 - KAYNAK: http://www.gezginler.net --->Açılışı tekrar görmek için tıklayınız...
- KAYNAK: http://www.gezginler.net --->0000

Kostenlose Homepage von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!