Her Sehidimizin Cenazesi Düsmani Vuran Bir Silaha Dönmelidir
Gazetemizde ilk önce okudugumuz sehitlerimizin anlatildigi sayfalardir. Sohbetlerin en sicagi, en güzeli, en duygulusu sehitlerimiz üzerine yaptiklarimizdir.Sehitler belki de en hassas yanimizdir. Tüm bunlarda aslinda onlarin cüretine, feda ruhlarina, kahramanliklarina öykünme vardir. Bazen zor kosullari asarken, bazen tetigi çekerken, bazen bir gösteride haykirirken onlari düsünür, onlardan güç aliriz. Sehitler yürüttügümüz savasta Partimizin ödedigi en agir bedel ayni zamanda en güçlü degerdir. Tipki bir toplumu yaratan onun degerler ve gelenekler sistemiyse, devrim savasina tutusmus bir parti veya hareketi yaratan da onun savasi içerisinde yarattigi büyüttügü ve bir gün yenilerini ekledigi gelenekleri ve degerleridir. Iste bunlarin en büyügü sehitler, halklari ve vatanlari için bütün insani erdemler adina kendini feda edenlerdir. Eger devrim mücadelesi veren, iktidari alma iddiasina sahip bir parti degerlerini kiskançlikla korumaz, onu zenginlestirmezse çürümeye ve yok olmaya baslamis demektir. Çünkü artik onda düsmandan hesap sorma ruhu, düsmani bu topraklardan söküp atma kararliligi kalmamistir. Partimiz degerler yaratma ve koruma yaniyla belki dünyada tek olma misyonunu yüklenmistir. Sosyalizmin inkar edildigi, M-L düsüncenin ayaklar altina alindigi kosullarda sehitlerimiz bu yüce dava ugruna ölüm bedelini seve seve ödeyerek, bayragimizi yükseklerde dalgalandirarak sadece bize ve Türkiye halklarina degil dünya halklarina da moral kaynagi olabilmistir.Sehitlerimiz büyümemizin, gelismemizin ve halklasmamizin temel taslari olmustur. Ve her sehit davamizin mutlaka zaferle sonuçlandirilacagi, kendisinin bu yolda atilan bir adim oldugu inanciyla sehit olmustur. Partimiz bu sorumlulugu bugüne kadar layikiyla tasidigini dosta, düsmana ispat etti. Bu kültürü içsellestiren P-C'li kadrolar, savasçilar sehitlere karsi sorumlulugun pratikteki somutlugunu yaratanlar oldu.
SEHITLERI SAHIPLENMEK ÖNCELIKLE SAVASMAKTIR Sehitleri sahiplenmek öncelikle onlarin ugruna öldükleri davayi sonuca ulastirmak yani savasmaktir. Düsman neden bedel ödetiyor? Kavramak gerek. Mutlaka ki ödettigi bedellerle Partimizin organlarina, örgüt yapisina darbe vurarak zaferi geciktirmek kistas aldigi bir noktadir. Ama diger yandan yapilan mücadelenin bedel ödeme, hele hele bunun insanin yasamina mal olacagi gerçegini bizler için bir tehdit unsuru olarak da kullanmaya çalisiyor. Yani aslinda verilen sehitlerle her gün biraz daha gerileyen biraz daha darlasan bir mücadeleyi arzuluyor. Çok açik ki Partimiz açisindan bunlar asilmistir. Niye? Bunda temel olan sinif kinidir.Sehitlerin korkuyu degil kini, öfkeyi büyüttügü gerçegidir. Ancak tek tek P-C'li unsurlar olarak da ayni kini duymak, her birimizin sehitlere karsi sorumlulugu olan savasi sürdürmek sehitleri sahiplenmenin öncelikli geregidir. Herseyi bir kenara birakalim sadece ve sadece insani duygular bile bunu açiklamak için yeterlidir. Ayni ideal, ayni amaçlar ugruna yola çikiyoruz. Birbirimize söz veriyor ve güveniyoruz. Aramizdan bazilari bu güvenin verdigi güçle sehit düsüyor. O halde onun hesabini sormak, davayi basariya ulastirmak için mücadeleye daha siki sarilmak insani bir görevdir. Bunun yapilmadigi yerde insanlik sorgulanmalidir. Düsünün canimizdan parçalar kopuyor. Kopan her parça mutlaka ki aci veriyor. Bu aciyi dindirmek için ne yapmak gerek? Çok degil daha bir ay önce Ölüm Orucu'nda sehitler verdik. Yanlarinda yoldaslari da an an ölümü onlarla birlikte yasadilar. Ne düsündüler? Ne hissettiler? Ne yaptilar? "ZaferiSehitlerimizle Kazanacagiz" diye düsündüler.Sehit vermenin acisini duydular. Onlarin hesabini sormak için daha güçlü savasmali zafere ulasmaliyiz dediler ve ilk P-C sehidini verdikleri gün yeni bir Ölüm Orucu ekibiyle büyüttüler eylemlerini. Sehitleri sahiplenmek için mücadeleye daha siki sarilmak bundan daha farkli bir sey olmayacaktir. Ancak "mücadele içinde P-C saflarinda yer aliyorum." O halde "sehitleri sahipleniyorum" rahatligi dogru mudur? Sorgulayalim.
DEVRIM SAFLARINDA YER ALMAK YETMEZ Sehitlerimizi sahiplenmek, yasantimizda, mücadele tarzimizda bunu göstermek, sehitleri sahiplenme kültürünü köklestirmenin en önemli yanidir. Özellikle sehitlerimizin cenazelerini sahiplenmek bu kültürün belki de dügüm noktalarindan biridir diyebiliriz. Sibel'in cenazesi ve bu konuda düsmanla girdigimiz kiyasiya savasin ardindan, çok açik, düsman bize cenaze kaldirtmak istemiyor. Bunda ikili bir yan var. Birincisi ölümüne cenazelerimize sahip çikma bilincini yok ederek, degerlerimizi unutturma, çürütme çabasi; ikincisi baslibasina halki örgütleyen sehitleri ve cenaze törenlerini kendini vuran bir silaha dönüstürmemizi önleme... Düsünelim; Sibel'in ardindan özellikle Istanbul'da kaç sehidimizin cenazesini geleneklerimize layik bir törenle gömebildik? Hemen hemen verebilecegimiz en fazla bir iki örnektir. Üstelik düsmanin cenazelerimizi kaçirmasi, uzun süre ismini açiklamayarak süreci uzatmasi, ailesini gözaltina alarak tehdit etmesi vb. engeller giderek kaniksanmaya baslandi. Öyle ki sehit verdigimizde aklimizdan geçen "..yine sunlar sunlar olacak, tören yapamayacagiz..." düsüncesi oluyor. Oysa ki bu düsünce sürecimizin ve yükselen mücadelenin karakterine aykiridir. Eger düsman cenazelerimizi bir mevzi savasina dönüstürmeye çabaliyorsa, bizim yapacagimiz "açtiginiz savas kabulümüzdür" kültürüyle bu savasi kazanmak için kiyasiya bir kavgaya tutusmaktir. Açikçasi cenazemizi disle-tirnakla söküp almak,düsmani yaptigina yapacagina pisman etmektir. Bu mevziyi halklarimizi örgütledigimiz, kitleleri sokaga döktügümüz, barikatlari, kitlesel siddeti yayginlastirdigimiz bir zemin olarak degerlendirebilmektir. Sibel'in cenaze süreci bunun ilkidir. Bugün yapacaklarimiz bunu da asmali, düsman her sehitte daha fazla bedel ödeyeceginin korkusuyla saldirisini geriletmeli. Bir Cumartesi eylemini düsünelim. Artik gelenek haline gelen bu eylemi Galatasaray önünden söküp atmak için çok ugrastilar. Ama her saldirida israrla ve israrla, tekrar tekrar, her defasinda daha güçlü sahiplendik. Ve sonunda Cumartesi mevzisi kazanildi. Ki bu zafer reformistlerin geri adimlarina ve engelleme çabalarina ragmen kazanildi. Iste cenazelerimizi de söküp almaliyiz ellerinden. Sehit mi verdik? Neleri yasayacagimiz belli. Ya kaçiracaklar ya da istedigimiz yerde gömmemize izin vermeyecekler. Hemen aktif bir direnisi, direnisten de öte saldiriyi hayata geçirmeliyiz. Her türlü ajitasyon-propaganda ve savas yöntemini devreye sokmaliyiz. Bulundugumuz her yerde "cenazemizi alacagiz" siariyla barikat kurabilmeli, kitlesel yürüyüsleri ve çok çesitli biçimlerde zenginlestirilebilecek eylemlilikleri örgütlemeliyiz. Cenazelerimizden bile korktuklarinin ve onlara tören yapmamizi engellediklerinin teshirini gazete ilanlarindan, bildirilerimize, pankartlarimiza, kahve-pazar-otobüs konusmalarina kadar yayginlastirmaliyiz. Bu savasi halkimiza ve kitlelere mal etmeliyiz. Iste bunu basardigimizda sehitlerimizin cenazelerine layikiyla sahip çikabiliriz. Ikincisi sehitlerimizi örgütlenmeyi ve savasi büyüttügümüz bir zemine dönüstürerek, halkin sehitlerimize ve dolayisiyla da devrime kucak açmasinin yolunu yaratiriz. Bu da sehitlerimize sahip çikma degerimize eklenen yeni bir halka olacaktir. Tüm bunlari bir kenara biraksak bile kendimizden pay biçelim; Bayragimiza sarilmak, halkimizin ve yoldaslarimizin omuzlarinda ölümsüzlüge ugurlanmak, ölümümüzle bile halki örgütleyip Partiye, devrime yararli olmak hepimizin bir nevi vasiyeti ve özlemidir. Bu özlemi gerçek kilmak, vasiyeti yerine getirmek herseyden önce sehitlere sayginin ve insan olmanin geregidir. Herseye ragmen baslangiçta cenaze törenimizi yapamayabiliriz. Hakkimizi parça parça koparabiliriz düsmandan. Böyle bile olsa her sehit savasta yeni bir siçramanin, daha güçlü ilerlemenin önünü açacaktir. Ve bizim cesetlerimizi bile asla ve asla düsmana teslim etmeyecegimizin bu konuda ölümü bile göze aldigimizin mesaji halkimiza iletilecektir. Bu mevzi savasini kazanmak zor degildir. Yeter ki "Onlar bizim" gururunu elden birakmayalim.
SEHITLERIMIZIN HESABINI SORMALIYIZ: Tarihimizin her ani adalet anlayisimizi, hesap sorma bilincimizi hem kendi içimizde köklestirdigimizin hem de bunu halka mal ettigimizin örnekleriyle dolu. Bu öylesine güçlüdür ki hemen her sehidimizin ardindan halkimiz "hesabini mutlaka sorarlar, yanlarina kalmaz" deyisiyle hesap sorma bilincimize duydugu güveni ifade eder. Hesap Sorma... Iste bunu darlastirmak ve özellikle silahli birliklerimizden beklemek düsülen en önemli hatadir. Nedir hesap sormak? Sadece birkaç halk düsmanini ölümle cezalandirmak mi? Elbet degil. Bir sehit haberini aldigimizda hiç birsey yapamiyorsak bile bir pankart asmak, bir özel sayi yazip dagitmak, bir protesto gösterisi örgütlemek, yazilanmadik duvar birakmamak, sehidimizin anisina anma günü düzenlemek, gazetemizden sehidimizin fotografini çogaltarak duvarlari süslemek vb. hersey sehitlerimizin hesabini sormaktir. Bunlar için talimat beklemek, "söylenmedigi için yapmadik" gibi sözler affedilir degildir.Sehitlerimizin hesabini sormak için Partimizden talimat almak gerekmez. Ki sehitlerimizi sahiplenme bilincinin bir sonucudur yapacagimiz hersey. Ve dogal bir reflekse dönüsmelidir. Bunlar küçük seyler degildir. Aksine ülkenin dört bir yaninda ayni ruhla, bilinçle asilan pankartla, resimler, dagitilan bildiriler yapilan yazilamalar, protesto gösterileri, anmalar düsmana verilen çok güzel bir yanittir. Daha pek çok biçimde örgütleyecegimiz eylem ve faaliyet yayginligiyla hesap sormaya halki da ortak edecektir. Bu önemli bir konudur aslinda. Nasil sehitlerimizi halkimiz kendinden görüyor, kendinden sayiyorsa, onlarin hesabini sormayi da kendi görevi olarak kavramasi, savasimizin halklastiginin su yüzüne çikmasi olacaktir. Bir yandan hesap sorarken, diger yandan hesap sordurtmak... Kitlesel eylemlerle, tasimizla, sopamizla, pankartimiz, bildirimizle... Hesap sormayi iktidari yaklastirmak, devrimi büyütmek olarak algiladigimizda daha pek çok yaygin ve kitlesel eylemlilik türleri bulacagimiz açiktir. Sikilan kursunlarin, düsmanda yarattigi korkuyu mahallemizden, okulumuzdan, isyerimizden büyütelim. Iste sehitlerimizi sahiplenmek ve hesap sormak bunlarin bütünüdür.
SEHITLERIMIZ ÖGRETIYOR,ÖRGÜTLÜYOR Çogumuz verdigimiz sehitlerden etkilenerek katildik mücadele saflarina. Kimimmiz Ölüm Orucu'ndan, kimimiz Sabo'lardan, Bagcilardan, kimimiz Sibellerden... Onlarin cüreti, inançlari, ölümü gülerek kucaklamalari, feda ruhlari etkiledi bizi. Belki de özgürlük savasinin ve bu savasta ölümün üzerine tereddütsüzce yürüyenlerin farkina vardik. Bizler gibi yüzler, binler var... Insan olan herkes etkilenir sehitlerimizden. Bunu hiç akildan çikarmamaliyiz. Bir '84 Ölüm Orucu en siradan insana kadar ulasti. Beyinlerde deprem yaratti. Bazilari sokaklara döküldü ama pek çogu da kavramaya, anlamaya çalisarak hareketsiz kaldi. Bugünün güncel görevi bu hareketsiz binlerden güçlü bir kitlesel hareketlilik ve örgütlenme yaratmaktir. Verilen 12 sehit bunun için kahramanca ölümün üzerine yürüdüler. Eger Ölüm Orucu sehitlerine sahip çikacaksak görevimiz özcesi kitleleri örgütlemek ve savasa katmaktir. Ilk kivilcimi çakan sehitlerimizdir. O halde atesi harlamakta anlamini buluyor sahiplenme. Sadece Ölüm Orucu sehitleri için degil, verdigimiz ve bundan sonra verecegimiz her sehit için sorumluluklarimizi böyle kavramak zorundayiz. Bunu somuta nasil indirgeyecegiz.Simdi bunu açmaya çalisalim: Öncelikle kitlelere gitmeliyiz. Ev ev, amfi amfi, isyeri isyeri dolasmaliyiz mesela. Toplantilar düzenlemeliyiz.Sehitlerimizi ve mücadelelerini anlatmaliyiz. Kafalarinda açilmadik, anlayamadiklari tek nokta birakmamali. Kahvelere, kadinlarin günlerine girmeliyiz. Yöresel derneklerin vb.'nin geceleri, etkinlikleri oluyor, piknikler oluyor. Katilmaliyiz ve anlatmaliyiz. Yetmez ortak bir faaliyet karari aldirtmaliyiz. Bir dahaki gecelerini, etkinliklerini, pikniklerini vb. sehitlerimiz anisina düzenleyebilmeliler. Tabi ki buradan varacagimiz nokta düsmanin her saldirisina karsi birlesmek ve kendi alanlarinda öz örgütlülüklerini yaratmak noktasindaki faaliyetlerimize katmaktir. Bir çok insan sehitlerimizden etkilenerek siirler yazar, resimler, karikatürler çizer. Neden onlari kültür faaliyetlerimiz içinde degerlendirmeyelim. Ya da yaygin bir duyuruyla ortak bir sergi açmalarina yardimci olmayalim. Iste örgütlenme alani. Ya da mahallemizde sehitlerimizin anisina ortak lokma günü düzenleyemez miyiz? Her ev iki-üç tabak yapip, bir hafta sonu mahallenin parkinda bir araya gelemez mi? Bu onlari savasa katacagimiz ilk adim olamaz mi? Mahallelerde ortak karar aldirtip, sokaklara, parklara sehitlerimizin ismini veremez miyiz? Isyerlerinde, okullarda, derneklerde panolarini sehitlerimize ayirmalarini isteyemez miyiz? Red mi ederler? Hayir. Bu onlari savasa katacagimiz ilk adim olamaz mi? Örnekleri düsündügümüzde çogaltabiliriz. Mutlaka basit ve siradan görünen bir çok faaliyeti örgütlenme zeminimiz olarak kullanabiliriz. Çünkü halkimiz "sehit"ler konusunda hassas ve duyarlidir. Halklari ve vatani için sehit düsenlere karsi saygilidir. Düsman da özellikle son dönemde bu kavramin üzerinden halklarin bilincini çarpitmaya çalisiyor. "Cuma anneleri", "Sehitler Mitingi" gibi faaliyeteri bosa degildir. Halka açtigi haksiz savasi bu hassas ve yüce kavrami kullanarak perdelemek istiyor. Düsmanin bu çabasini en siradan insanlara varana kadar sehitligi kimin temsil ettigini, halki ve vatani için kimin sehit düstügünü kavratarak bosa çikartabiliriz. Mutlaka ki kendisi için sehit düsenleri halk sahiplenecek, onlarin savasini, kendi savasi görüp örgütlenecektir.
DEVRIMIMIZIN MANEVI DEGERLERINDEN BIRI: SEHIT AILELERI Istisnasiz her sehit, ailesine "Ben ölürsem onlarca evladin var. Onlar sizi yalniz birakmaz. Onlari benim gibi sevmelisiniz." demistir. Düsen her yoldasimiz ailesini Partimize, biz yoldaslarina emanet etmistir. Bu emanet bizim hassaslikla korumamiz, üzerinde titrememiz gereken bir emanettir. Ancak acidir ki halen kapisini bile çalmadigimiz ailelerimiz var. Bu konuda kolayciligimiz ve kestirmeciligimiz yüzünden pek çok ailemizi bastan defterden siliyoruz. Mutlaka hepsi evlatlarinin mücadelesini kavramis olmayabilirler. Aciyla bizlere karsi tepkisel yaklasimlarda bulunabilirler. Baslangiçta kapilarini yüzümüze de kapatabilirler. Daha bir çok olumsuzluk yasayabiliriz. Ama bunlarin hiç biri sehit ailelerimizi sahiplenmememizi hakli çikarmaz. Inatla ve inatla onlarla bag kurmaya çabalamali, kapidan kovsalar bacadan girmeliyiz. Evlatlarinin onlara biraktigi son mesajin noktasini biz koymaliyiz. Çogu yoksul, evinde yakacak kömürü yok. Hemen mahallede bir yardim faaliyeti baslatalim. Gecemizi evde geçirecegimize yanlarina gidelim. Sorunlarini, sikintilarini dinleyelim. Hal hatir soralim. Gazetemizi her hafta düzenli birakalim. Kendi evlatlari gibi nicelerinin oldugunu görsünler. Okuyamiyorlarsa okuyalim. Hastalar mi? Hastaneye götürelim, tedavi ettirelim, ilaçlarini alalim. Çevredeki baska sehit aileleriyle tanistiralim. Gidip-gelsinler vb... Iste ancak o zaman bizi evlatlari görürler. O zaman Partimizi, mücadelemizi sahiplenirler. O zaman bir sehit ailesi dogalliginda propagandamizi yapar, insanlari örgütler, her sehidin evi bir mevziye dönüsür. Evlatlarinin hesabini sormak için birseyler yaparlar. Birlikte ortak örgütlülükler kurariz. Hatta Partimizin bir kadrosu olurlar. "Sehitlerimizin emaneti bizim namusumuzdur" bilincini sehitlerimizi sahiplenmenin önemli ve mutlak bir yani olarak açiga çikarmali ve onlari savasimizin dogal müttefiki olarak görmeliyiz. Yasamimiz, eylemimiz, faaliyetlerimize damgasini vuran tek slogan olmali;
SEHITLERIMIZE DEVRIM SÖZÜMÜZ VAR
|