ilahiask
Zurück

 

 

 

 

lafzatullah    esmaul husna lafzatullah

Mahmut TOPTAŞ
hocamızın açıklamalarıyla
GİRİŞ - ALLAH (CC)

Rahman
Mümin
Halik
Vehhab
Basit
Semi'
Habir
Aliyyu
Celil
Hakim
Hak
Hamid
Mumit
Vahid
Muahhir
Vali
Afuv
Cami'
Nafi'
Varis
Rahim
Müheymin
Bari
Rezzak
Hafid
Basir
Halim
Kebir
Kerim
Vedud
Vekil
Muhsi
Hayy
Samed
Evvel
Müteal
Rauf
Ğani
Nur
Raşid
Melik
Aziz
Musavvir
Fettah
Rafi'
Hakem
Azim
Hafiz
Rakib
Mecid
Kavi
Mubdi
Kayyum
Kadir
Ahir
Berr
Malikül Mülk
Muğni
Hadi
Sabur
Kuddus
Cebbar
Ğaffar
Alim
Muizz
Adl
Ğafur
Mukit
Mucib
Bais
Metin
Muid
Vacid
Muktedir
Zahir
Tevvab
Zul celali vel ikram
Mani'
Bedi
Selam
Mütekebbir
Kahhar
Kabid
Muzill
Latif
Şekur
Hasib
Vasi
Şehid
Veli
Muhyi
Macid
Mukaddim
Batın
Muntakim
Muksit
Dar
Baki


  SONUÇ  

 

yaradani sevmek

 


     Yaratanın varlığını bilmek ,gerçek sevgiyi bulmak için şarttır.Daha sonra da üstün sevgi ve yaratıcı sevgi,ancak böyle bulunur. O'nun varlığını bilmeyen ,O'na inanmayan,sonuç olarak O'nu sevmeyen ,insanları gerçek sevgiyle sevemez.O'nun varlığını bilmeyen ,bir ahiret hayatını da bilemez ,dünyada niçin yaşadığını düşünemez .Öylelerine dünyada niçin yaşıyorsun? Diye sorunca verecekleri cevap Yaşıyoruz işte ...olacaktır.Dünya hayatının sonsuzlara uzanan bir gayesi yoksa,geriye sadece yaşadığı kadar dertsiz,acısız,rahat,zevkli ve konforlu yaşamak isteği kalır.Bugün çoğunluğun düşündüğü ve yaptığı budur.Oysa yaratıcımız vardır.Ve O'nun yaptığı ve yarattığı her şeyde bir değil ,birçok sebep,maksat ve hayır vardır.Çünkü O,hepimizi ve her şeyi sevgisinden,severek ve büyük bilgi ile yaratmıştır.Sonsuz insan  hayatının da ,insanın bir süre dünya okulunda yaşamasının da büyük hayırları ve büyük maksatları vardır.insan dünya hayatında bilgiler edinecek,iyi olmayı,doğru olmayı öğrenecek düzenli çalışmayı öğrenecek,gönlünü arıtacak,her çeşit kötülükten ve gerilikten kurtulacaktır.İnsan dünya hayatında ,otomatik sevgiden şuurlu sevgiye geçecek,sonra da bencil sevgiden başlayarak karşılıklı sevgiye ulaşacaktır.Orada  da kalamayacak üstün sevgiye ve Rahmani sevgiye ulaşacaktır.

     Yaratıcısını tanımayan bilmeyen ve O'nun varlığına inanmayan  insan,hayatının bu yüce maksadını göremez,Maksadı göremediği için de hedefini doğru bilerek ve planlı yürüyemez.O sebeple kazancı az olur,sıkıntısı çok olur,yolu uzun olur.

    Onun ruhu ve aklı otomatik olarak da bir şeyler kazanır şüphesiz .Ama bu,hayatın gayesini bilen ve bilinçli yaşayan bir kimsenin kazancı yanında çok küçük kalır.Öyleyse Yaratan'ı bilmek,tanımak ve sevmek gerekmektedir. Çünkü O her şeyi sevgisinden varetmiştir, severek varetmiştir.Hele insana ayrıca kendinden birde akıl vermiştir. Elbette insanı daha çok sevmektedir. O'nun insandan beklediği tek şey de ,insanın bilgi ve tecrübelerle gelişerek gerçekleri görebilmesi ,Yaratan'ını bulabilmesi, O'nu ve kullarını sevmesidir.

     O'nun gerçek dileği ,kuluyla arasında şuurlu bir sevgi alışverişinin başlamasıdır.Ana-baba evlatlarının gelişmesini,sonra da kendilerini saymasını ve sevmesini istemez mi? Onların da en büyük dilekleri bu değil mi?


BU BÖLÜMDEKİ TÜM  BİLGİLER DR REFET KAYSERİLİOĞLU'NUN KAİNATI YÖNETEN GÜÇ SEVGİ KİTABINDAN ALINMIŞTIR.

 

allah dostlari

ilahiask

Zurück

                                                                           

 

SURELER
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
Fatiha
Bakara
Al-i İmran
Nisa
Maide
Enam
Araf
Enfal 
Tevbe 
Yunus
Hud 
Yusuf
Rad
İbrahim
Hicr
Nahl 
İsra
Kehf
Meryem
Taha 
Enbiya
Hacc
Müminun
Nur 
Furkan
Şuara
Neml
Kasas
Ankebut
Rum
Lokman
Secde 
Ahzab
Sebe
Fatır
Yasin 
Sâffât
Sad
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
Zümer 
Mümin
Fussilet
Şûrâ 
Zuhruf 
Duhan
Casiye
Ahkaf
Muhammed
Fetih
Hucurat
Kaf
Zâriyât 
Tur 
Necm
Kamer 
Rahman 
Vâkıa
Hadid
Mücadele
Haşr
Mümtehine
Saff
Cuma
Munafikun
Teğâbün 
Talak 
Tâhrim
Mülk
Kalem 
Hakka
Meâric
Nuh
Cinn 
Müzemmil 
Müddesir
Kiyamet 
İnsan
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
Mürselât
Nebe
Nâziat
Abese
Tekvir
İnfitâr
Mutaffifin
İnşikak
Buruc
Tarık
Ala
Ğaşiye
Fecr
Beled 
Şems
Leyl 
Duha 
İnşirah
Tin
İkra 
Kadir
Beyyine
Zilzal
Adiyat
Karia
Tekasûr
Asr
Humeze
Fil
Kureyş
Maun
Kevser
Kafirun
Nasr
Tebbet
İhlas
Felak
Nas

 

ESMA-ÜL HÜSNA / ALLAH'IN 99 İSMİ

 

Allah(cc) Yaradanın öz adıdır. Diğer bütün isimlerin anlamı Allah isminde mevcuttur.
Er-Rahman (cc) Nimet verici.
Er-Rahim (cc) Acıyıcı.
El-Melik (cc) Her şeyin hakimi.
El-Kuddüs (cc) Noksandan münezzeh.
Es-Selam (cc) Selamet verici.
El-Mü'min (cc) Emin kılıcı.
El-Müheymin (cc) Mahlukunu kollayıcı.
El-Azîz (cc) Her şeye galip.
El-Cebbâr (cc) Mecbur kılıcı.
El-Mütekebbir (cc) Büyüklükle vasıflı.
El-Hâlik (cc) Yaratıcı
El-Bâri (cc) Taktir edici.
El-Musavvir (cc) Şekil verici
El-Gaffâr (cc) Günahları örtücü.
El-Kahhâr (cc) Kahredici.
El-Vehhâb (cc) Bahşedici.
Er-Rezzâk (cc) Rızık verici.
El-Fettâh (cc) Kapıları açıcı.
El-Alîm (cc) Bilici.
El-Kâbiz (cc) Sıkıcı,kısıcı.
El-Bâsit (cc) Açıcı,genişletici.
El-Hâfid (cc) Dereceleri indirici.
Er-Râfi (cc) Dereceleri yükselten.
El-Muizz (cc) İzzet verici.
El-Müzill (cc) Zelil kılıcı.
Es-Semî (cc) İşitici.
El-Basîr (cc) Görücü.
El-Hakem (cc) Hükmedici.
El-Adl (cc) Bizzat adalet.
El-Latîf (cc) Lutfedici.
El-Habîr (cc) Kulunu imtihan edici.
El-Halîm (cc) Yumuşaklık gösterici.
El-Azîm (cc) Sonsuz büyük.
El-Ğafûr (cc) Bağışlayıcı.
Eş-Şekûr (cc) Kullarını kabul edici.
El-Aliyy (cc) Yükseklikte sonsuz.
El-Kebîr (cc) Büyük.
El-Hafîz (cc) Koruyucu.
El-Mukît (cc) Kuvvet verici.
El-Hasîb (cc) Hesap görücü.
El-Celîl (cc) Büyüklük O'na mahsus.
El-Kerîm (cc) Kerem sahibi.
Er-Rakîb (cc) Üstün gelici.
El-Mucîb(cc) Duaları kabul edici.
El-Vâsî (cc) Sınırsız.
El-Hakîm (cc) Hikmet sahibi.
El-Vedûd (cc) Mü'minleri seven.
El-Mecîd (cc) Yüksek şerefe sahip.
El-Bâis (cc) Peygamber gönderen.
Eş-Şehîd (cc) O'ndan saklı yok.
El-Hakk (cc) Hak üzere kaim.
El-Vekîl (cc) Her şeye kefil.
El-Kaviyy (cc) El-Kaviyy (cc)
El-Metîn (cc) Kuvvette kemal.
El-Veliyy (cc) Mü'minlere dost.
El-Hamîd (cc) Hamd edilen.
El-Muhsî (cc) İlmi eşyayı kuşatıcı.
El-Mubdi (cc) Misalsiz yaratıcı.
El-Muîd (cc) Öldürücü ve diriltici.
El-Muhyi (cc) Hayat verici.
El-Mümît (cc) Hayat kaldırıcı.
El-Hayy (cc) Evveli ve sonsuzu diri.
El-Kayyûm (cc) Her şey O'nunla kâim.
El-Vâcid (cc) Zengin ve ihtiyaçsız.
El-Mâcid (cc) Azamet ve şerefli.
El-Vâhid (cc) Bir ve eşsiz.
Es-Samed (cc) Muhtaç olunan ihtiyaçsız.
El-Kâdir (cc) Kuvvetli.
El-Muktedir (cc) Dilediğini yapabilen.
El-Mukaddim (cc) Öne alıcı.
El-Muahhir (cc) Sona erteleyici.
El-Evvel (cc) Evveli olmayan.
El-Âhir (cc) Sonu olmayan.
Ez-Zâhir (cc) Görünen.
El-Bâtin (cc) Gizli olan.
El-Vâli (cc) İşleri yürüten.
El-Müte'âli (cc) Zatiyle en yüksek.
El-Berr (cc) İyiliği bol olan.
Et-Tevvâb (cc) Tövbeleri kabul edici.
El-Müntekim (cc) Suçların karşılığını veren.
El-Afuvv (cc) Bağışlayıcı.
Er-Raûf (cc) Rahmet gösteren.
Mâliku'l-Mülk(cc) Bütün mülklerin sahibi.
Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm (cc) Şeref ve ikram sahibi.
El-Muksit (cc) Adalet gösterici.
El-Câmi (cc) Kıyamette toplayıcı.
El-Ğaniyy (cc) Çok zengin.
El-Muğnî (cc) Zengin edici.
El-Mâni' (cc) Dilediğini en gelleyen.
Ed-Dârr (cc) Dilediğine zarar verici.
En-Nâfi (cc) Dilediğine menfaat verici.
En-Nûr (cc) Alemleri aydınlatan.
El-Hâdî (cc) Doğruyu gösterici.
El-Bedî (cc) Vasıtasız icat edici.
El-Bâki (cc) Varlığı dâim olan.
El-Vâris (cc) Mülklerin gerçek sahibi.
Er-Reşîd (cc) Kullarını irşad eden.
Es-Sabûr (cc) Sabır gösteren
 
otuz iki farz

imanin sartlari

1. Allah Teala'ya inanmak
2. Allah'ın meleklerine inanmak
3, Allah'ın kitaplarına inanmak
4. Allah'ın peygamberlerine inanmak
5.Ahiret gününe inanmak
6. Kader ve kazaya inanmak

namazin farzlari


DISINDAKILER:
1. Hadesten taharet
2. Necasetten taharet
3. Setr-i avret
4. İstikbal-i kıble
5. Vakit
6. Niyet
ICINDEKILER:

1. İftitah tekbiri
2. Kıyam 
3. Kıraat
4. Rukü
5. Sücud
5. Kade-i ahire

islamin sartlari

1. Kelime-i şehadet getirmek
2. Namaz kılmak
3. Oruç tutmak
4. Zekat vermek
5. Hacca gitmek

abdestin farzlari

1. Yüzü yıkamak
2. Kolları dirsekleriyle beraber yıkamak
3. Başının dörtte birini meshetmek
4. Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak

GUSLÜN FARZLARI


1. Ağıza dolu dolu su vermek
2. Buruna dolu dolu su vermek
3. Bütün bedeni yıkamak

TEYEMMÜMÜN FARZLARI

1. Niyet etmek
2. Temiz toprağa vurup yüzü ve kolları meshetmek

 

ELLI DÖRT FARZ
 1. Allah Tealayi zikretmek
 2. Helalinden kazanip, yemek içmek
 3. Abdest almak
 4. Bes vakit namaz kilmak
 5. Cünüplükten yikanmak
 6. Kisinin rizkina Allah'in kefil oldugunu bilmek
 7. Helalden temiz elbise giymek
 8. Allah'a tevekkül etmek
 9. Kanaat etmek
10. Nimete karsi sükretmek
11. Allah'tan gelen kazaya razi olmak
12. Allah'tan gelen belaya sabretmek
13. Günahlardan tövbe etmek
14. ihlasla Allah'a ibadet etmek
15. seytani düsman bilmek
16. Ku'ran-i Kerimi kesin delil kabul etmek
17. Ölümü hak bilmek
18. Allah'in sevdigini sevip, sevmediginden uzak durmak
19. Ana-babaya iyilik etmek
20. iyiligi emretmek, kötülükten sakindirmak
21. Akrabayi ziyaret etmek
22. Emanete hiyanet etmemek
23. Gücü yetenler için hacca gitmek
24. Allah'a ve Peygamberine itaat etmek
25. Günahlardan kaçip Allah'a siginmak
26. Müslüman idarecilere itaat etmek
27. Aleme ibret gözü ile bakmak
28. Tefekkür etmek, düsünmek
29. Dili kötü sözlerden korumak
30. Oruç tutmak
31. Kimse ile alay etmemek
32. Harama bakmamak
33. Sözünde dogru olmak
34. Kulagi, yasak seyleri dinlemekten alikoymak
35. ilim ögrenmek
36. Ölçü ve tartiyi dogru yapmak
37. Allah'in azabindan korkmak
38. Allah ugrunda cihad etmek
39. Allah'in rahmetinden ümit kesmemek
40. Nefsin arzularina uymamak
41. Allah yolunda yemek yedirmek
42. Yetecek kadar rizik kazanmak
43. Zekati vermek ve fakirlere yardim etmek
44. Hayiz ve nifas hallerinde zevceye yaklasmamak
45. Bütün günahlardan kalbi arindirmak
46. Kendini büyük görmemek
47. Büluga ermemis yetimin malini korumak
48. Livatadan (cinsi sapikliktan) sakinmak
49. Bes vakit namaza devam etmek
50. Haksiz yere kimsenin malini yememek
51. Allah'a es kosmamak
52. Zinadan sakinmak
53. içki içmemek
54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konusmamak.

    
 

KURAN'I KERİM REAL PLAYER DİNLEME
Real Player Yüklemek İstiyorum (Açılan Sayfada Download RealOne Now'a tıklayın.)

       SİTE İÇİ ARAMA
        Powered by  GOOGLE
1-Fatiha 1.site    2.site 58-Mücadele 1.site    2.site
2-Bakara 1.site    2.site  1  2 59-Hasr 1.site    2.site
3-Al-i imran 1.site    2.site 60-Mümtehine 1.site    2.site
4-Nisa 1.site    2.site 61-Saf 1.site    2.site
5-Maide 1.site    2.site 62-Cum'a 1.site    2.site
6-En'am 1.site    2.site 63-Münafikun 1.site    2.site
7-A'raf 1.site    2.site 64-Tegabün 1.site    2.site
8-Enfal 1.site    2.site 65-Talak 1.site    2.site
9-Tevbe 1.site    2.site 66-Tahrim 1.site    2.site
10-Yunus 1.site    2.site 67-Mülk 1.site    2.site
11-Hud 1.site    2.site 68-Kalem 1.site    2.site
12-Yusuf 1.site    2.site 69-Hakka 1.site    2.site
13-Ra'd 1.site    2.site 70-Mearic 1.site    2.site
14-ibrahim 1.site    2.site 71-Nuh 1.site    2.site
15-Hicr 1.site    2.site 72-Cin 1.site    2.site
16-Nahl 1.site    2.site 73-Müzzemmil 1.site    2.site
17-Isra 1.site    2.site 74-Müddessir 1.site    2.site
18-Kehf 1.site    2.site 75-Kiyamet 1.site    2.site
19-Meryem 1.site    2.site 76-insan-Dehr 1.site    2.site
20-Taha 1.site    2.site 77-Mürselat 1.site    2.site
21-Enbiya 1.site    2.site 78-Nebe 1.site    2.site
22-Hac 1.site    2.site 79-Naziat 1.site    2.site
23-Mü'minun 1.site    2.site 80-Abese 1.site    2.site
24-Nur 1.site    2.site 81-Tekvir 1.site    2.site
25-Furkan 1.site    2.site 82-Infitar 1.site    2.site
26-Suara 1.site    2.site 83-Mutaffifin 1.site    2.site
27-Neml 1.site    2.site 84-insikak 1.site    2.site
28-Kasas 1.site    2.site 85-Büruc 1.site    2.site
29-Ankebut 1.site    2.site 86-Tarik 1.site    2.site
30-Rum 1.site    2.site 87-A'la 1.site    2.site
31-Lokman 1.site    2.site 88-Gasiye 1.site    2.site
32-Secde 1.site    2.site 89-Fecr 1.site    2.site
33-Ahzab 1.site    2.site 90-Beled 1.site    2.site
34-Sebe 1.site    2.site 91-Sems 1.site    2.site
35-Fatir 1.site    2.site 92-Leyl 1.site    2.site
36-Yasin 1.site    2.site 93-Duha 1.site    2.site
37-Saffat 1.site    2.site 94-insirah 1.site    2.site
38-Sad 1.site    2.site 95-Tin 1.site    2.site
39-Zümer 1.site    2.site 96-Alak 1.site    2.site
40-Mümin 1.site    2.site 97-Kadir 1.site    2.site
41-Fussilet 1.site    2.site 98-Beyyine 1.site    2.site
42-Sura 1.site    2.site 99-Zelzele-Zilzal 1.site    2.site
43-Zuhruf 1.site    2.site 100-Adiyat 1.site    2.site
44-Duhan 1.site    2.site 101-Kaari'a 1.site    2.site
45-Casiye 1.site    2.site 102-Tekasür 1.site    2.site
46-Ahkaf 1.site    2.site 103-Asr 1.site    2.site
47-Muhammed 1.site    2.site 104-Hümeze 1.site    2.site
48-Fetih 1.site    2.site 105-Fil 1.site    2.site
49-Hucurat 1.site    2.site 106-Kureys 1.site    2.site
50-Kaf 1.site    2.site 107-Ma'un 1.site    2.site
51-Zariyat 1.site    2.site 108-Kevser 1.site    2.site
52-Tur 1.site    2.site 109-Kafirun 1.site    2.site
53-Necm 1.site    2.site 110-Nasr 1.site    2.site
54-Kamer 1.site    2.site 111-Tebbet 1.site    2.site
55-Rahman 1.site    2.site 112-Ihlas 1.site    2.site
56-Vakia 1.site    2.site 113-Felak 1.site    2.site
57-Hadid 1.site    2.site 114-Nas 1.site    2.site

eger yukardan dinliyemiyorsaniz birde burayi deneyin

Abdulbasit Abdussamed

Abdurrahman Es-Sodais

Sa'd El-Ghamidi

Abdulmuhsen al-Qasem

Mishary Rashid al-Efasi

KURAN                                              

ne GAM dir ne TASA KUR'AN dir ANAyasa

KURAN öyle bir kitaptirki icinde verilern haberlerin hepsi dogru cikmistir.Bilimsel konularda,gelecekten verilen haberlerde yada matematiksel sifrelemelerde o dönemde hicbir insan tarafindan bilinmeyecek gercekler ayetlerde haber verilmistir.Bu bilgilerin o dönemin bilgi düzeyiyle ve teknolojisiyle edinilmesi mümkün deyildir.Elbetteki bu durum,Kuran'in bir insan sözü olmadiginin apacik bir ispatidir.Kur'an herseyi yoktan var eden ve ilmiyle tüm varliklari kusatan Yüce Allah'in sözüdür.

 

Allah bir ayetinde ,Kuran'la ilgili olarak, Eger o, Allah'tan baskasinin katindan olsaydi,kuskusuz icinde bircok celiskiler bulacaklardi ' buyurmaktadir. (nisa suresi 82.) Kuan'da hicbir celiski olmadigi gibi,icinde yer alan her bilgi,gün gectikce bu ilahi kitabin yeni mucizelerini ortaya koymaktadir .

insana düsen ise ,Allah'in indirdigi bu ilahi kitaba sarilmak ve onun kendisine yol gösterici olarak kabul etmektir.Allah bir ayetinde bizlere söyle seslenir

Bu indirdigimiz mübarek kitaptir su halde O'na uyun ve korkup-sakinin.Umulurki esirgenirsiniz..(ennam suresi 155.)

 

Allah baska ayetlerinde ise söyle bildirmektedir :'' Hak Rabbinizdedir'': artik dileyen iman etsin,dileyen inkar etsin,,,(kehf suresi 29. ),,

''...O(Kuran) ,bir ögüttür.Artik dileyen onu düsünüp-ögüt alsin.,,(abese suresi 11),,.

Din : Akil sahiplerini kendi arzu ve istekleriyle dünya ve ahirette saadet ve selamete ulastiran ilahi bir nizamdir.

Allahü Teala hazretleri,ilk insan ve ilk Peygamber Adem (alleyhisselam) 'dan itibaren insanlara peygamberleri ile dinlerini bildirmis olup bu dinler esas itibari ile Islamdir.Bu ilahi dinlerin sonradan bozulup asillari kayboldugu icin Cenab#i hak Peygamberimiz (a.s) vasitasiyle hakiki dinlerin en sonuncusu ve en mükemmeli olarak bu günkü Islam dinini bildirmistir.Islam dinine inanan kimseye müslüman denir.Biz de

elhamdülillah Müslümaniz                                             

 

               

 

  • islamda bir kac soru

     

  • Müslümanmisin?
  • Elhamdülillah Müslümanim.
  • Müslümanim demenin manasi nedir? 
  • Allah'i bir bilmek, Kur'an-i Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'i tasdik etmektir.
  •  Din nedir?
  • Akil sahibi insanlari kendi istek ve arzulariyla sirf hayir ve saadete ulastiran, ilahi bir kanundur.
  • Islam nedir?
  • Peygamber Efendimizin teblig ettigi hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, yasamaktir.
  • Iman Nedir? Veya Inanç Nedir?
  • Hz.Peygamber’in, Allah’tan getirdigi hükümlerin dogrulugunu kabul ve tasdik etmektir.

  • Nasil Namaz Kilinir?
  • Ne zamandan beri Müslümansin? 
  • "Bela" dedigimiz zamandan beri Müslümanim
  • "Bela" zamani neye derler?
  • Misak'a derler. Yani Cenab-i Hakk ruhlarimizi yarattigi vakit bunlara hitaben: - Elestü birabbiküm (Ben sizin rabbiniz degil miyim ?) diye sordu. Onlar da: "Bela (Evet Rabbimizsin)" dediler. O zamandan beri Müslümanim demektir.
  • Rabbin kimdir?  Allah
  • Seni kim yaratti?  Allah 
  • Sen kimin kulusun ?   Allah'in kuluyum
  • Allah kaçtir diyenlere ne dersin?  Allah birdir derim.
  • Allah'in bir olduguna delilin nedir?   Sure-i Ihlas'in ilk ayeti kerimesidir.
  • Bunun manasi nedir? Sen söyleki ey Habibim Allah biirdir.
  • Allah'in varligina akli delilin nedir? 
  • Bu alemin varligi ve alemdeki nizam ve intizamin devamidir.
  • Allah'in zati hakkinda düsünce caiz midir?
  • Caiz degildir. Allah'in ancak sifati hakkinda düsünülür
  • Nereden geldin, nereye gideceksin niçin geldin?
  • Allah'dan geldim, Allah'a gidecegim ,Allah'a kulluk için geldim
  • sureler SIRASIYLA
    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    19
    20
    21
    22
    23
    24
    25
    26
    27
    28
    29
    30
    31
    32
    33
    34
    35
    36
    37
    38
    Fatiha
    Bakara
    Al-i İmran
    Nisa
    Maide
    Enam
    Araf
    Enfal 
    Tevbe 
    Yunus
    Hud 
    Yusuf
    Rad
    İbrahim
    Hicr
    Nahl 
    İsra
    Kehf
    Meryem
    Taha 
    Enbiya
    Hacc
    Müminun
    Nur 
    Furkan
    Şuara
    Neml
    Kasas
    Ankebut
    Rum
    Lokman
    Secde 
    Ahzab
    Sebe
    Fatır
    Yasin 
    Sâffât
    Sad
    39
    40
    41
    42
    43
    44
    45
    46
    47
    48
    49
    50
    51
    52
    53
    54
    55
    56
    57
    58
    59
    60
    61
    62
    63
    64
    65
    66
    67
    68
    69
    70
    71
    72
    73
    74
    75
    76
    Zümer 
    Mümin
    Fussilet
    Şûrâ 
    Zuhruf 
    Duhan
    Casiye
    Ahkaf
    Muhammed
    Fetih
    Hucurat
    Kaf
    Zâriyât 
    Tur 
    Necm
    Kamer 
    Rahman 
    Vâkıa
    Hadid
    Mücadele
    Haşr
    Mümtehine
    Saff
    Cuma
    Munafikun
    Teğâbün 
    Talak 
    Tâhrim
    Mülk
    Kalem 
    Hakka
    Meâric
    Nuh
    Cinn 
    Müzemmil 
    Müddesir
    Kiyamet 
    İnsan
    77
    78
    79
    80
    81
    82
    83
    84
    85
    86
    87
    88
    89
    90
    91
    92
    93
    94
    95
    96
    97
    98
    99
    100
    101
    102
    103
    104
    105
    106
    107
    108
    109
    110
    111
    112
    113
    114
    Mürselât
    Nebe
    Nâziat
    Abese
    Tekvir
    İnfitâr
    Mutaffifin
    İnşikak
    Buruc
    Tarık
    Ala
    Ğaşiye
    Fecr
    Beled 
    Şems
    Leyl 
    Duha 
    İnşirah
    Tin
    İkra 
    Kadir
    Beyyine
    Zilzal
    Adiyat
    Karia
    Tekasûr
    Asr
    Humeze
    Fil
    Kureyş
    Maun
    Kevser
    Kafirun
    Nasr
    Tebbet
    İhlas
    Felak
    Nas

     

    BÜYÜK GÜNAHLARDAN BÂZILARI

    • intihar etmek,
    • iftira etmek,
    • Harâm yemek,
    • Zulüm etmek,
    • Les yemek,
    • Zinâ etmek,
    • Rüsvet almak,
    • Kalb kirmak,
    • Söz tasimak,
    • Giybet etmek,
    • Hased etmek,
    • Kibirlenmek,
    • Fala inanmak,
    • Fitne çikarmak,
    • Oruç tutmamak,
    • Kumar oynamak,
    • Cünüb gezmek,
    • Adam öldürmek,
    • Hirsizlik yapmak,
    • Harama bakmak,
    • Hiyânet etmek,
    • Çok yemin etmek,
    • Yalan söylemek,
    • Cimrilik etmek,
    • Domuz eti yemek,
    • Yetim mali yemek,
    • Fâiz alip-vermek,
    • ilimden kaçmak,
    • Alkollü içki içmek,
    • sâhitlikten kaçmak,
    • Zekât ve ugur vermemek,
    • Yalanci sâhitlik yapmak,
    • Kâbe'de günah islemek,
    • Emânete hiyanet etmek,
    • Avret mahâllini açmak,
    • Câhilligi kötü bilmemek,
    • Ölçüleri eksik tartmak,
    • Namazi kazâya bırakmak,
    • Eshâb-i kirami sevmemek,
    • Doyduktan sonra yemek,
    • Canli hayvani yakmak,
    • iyiligi basa kakmak,
    • Akraba ziyâretini terk etmek,
    • Ana-babaya karsı gelmek,
    • Küçük günaha devam etmek,
    • imani, farzi, harami,ögrenmemek,
    • Allah'in rahmetinden ümit kesmek,
    • Emrindekileri günahtan menetmemek,
    • Dünyaya dalis Allah'i unutmak,
    • Allah'tan baska bir sey üzerine yemin etmek,
    • Kur’ân-i kerîmi ögrendikten sonra unutmak.                                                                                                             

     

     

    Kadir Gecesi

    Kadir gecesinin, Ramazân-ı şerîfin 20'sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dâir müteaddit hadîs-i şerîfler vârid olmuştur. Birinden itibaren aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.

    İmâm-ı Şârânî Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı şerîfin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

    • Ramazân-ı şerîf pazar günü girerse Kadir gecesi 29'uncu gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf pazartesi günü girerse Kadir gecesi 21'inci gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf salı günü girerse Kadir gecesi 27'inci gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf çarşamba günü girerse Kadir gecesi 19'uncu gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf perşembe günü girerse Kadir gecesi 25'inci gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf cuma günü girerse Kadir gecesi 17'inci gecedir.
    • Ramazân-ı şerîf cumartesi günü girerse Kadir gecesi 23'üncü gecedir.

    İmâm-ı Şârânî Hazretleri 30 sene, Kadir gecesiyle bu tarife göre müşerref olmuşlardır.

    Birçok ehlullah da bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.

    Kadir gecesinin bu ay içinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü'minlerin her geceyi Kadir gecesi bilip, her gecede ibadeti çok etmeleri içindir.

    Kadir gecesinde hava berrak ve güzel olur. O gece herşey Allâh'a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü'minler afv-ı ilâhî ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar.


    Kadir Gecesinde Ne Yapılır?

    Bu gece 4 rek'at Kadir gecesi namazı kılınır:

    1'inci rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
    2'nci rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf,
    3'üncü rekatte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
    4'üncü rek'atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf,

    okunur.

    Namazdan sonra:

    1 defa:

    اَللهُ allâhü -->اَكْبَرُ ekberu -->اَللهُ allâhü -->اَكْبَرُ ekberu -->لاَ lâ -->اِلهَ ilâhe -->اِلاَّ illâ -->اللهُ llâhü -->واللهُ vallâhü -->اَكْبَرُ ekberu -->اَللهُ allâhü -->اَكْبَرُ ekberu -->وَِللهِ ve lillâhi -->الْحَمْدُ l-hamdü -->

    „Allâhü ekber. Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber. Ve lillâhil-hamd“
    100 „Elem neşrah leke sadrak...“
    100 „İnnâ enzelnâhü fî leyletil-kadr...“
    100 defa da Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hazret-i Âişe (r.a.) Vâlidemiz'e öğrettiği şu duâ okunup, sonra duâ yapılır:

    اَللَّهُمَّ allâhümme -->اِنَّكَ inneke -->عَفُوٌّ afüvvün -->كَرِيمٌ kerîmün -->تُحِبُّ tühıbbü -->الْعَفْوَ l-afve -->فَاعْفُ fa'fü -->عَنِّى annî -->

    „Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül-afve fa'fü annî“

    Mümkünse kandil gecesi olması hasebiyle bir de tesbih namazı kılmalıdır.

    Berâet Gecesi

    Şa'bân-ı şerîfin 15'inci gecesi „Berâet gecesi“dir. Bu gecede hiç olmazsa bir tesbih namazı kılınır.

    Berâet gecesinde 100 rek'atlı hayır namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

    Namaza şöyle niyet edilir:

    „Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber“

    Her rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek'atte bir selâm verilerek 100 rek'atte tamamlanır. Her rek'atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek'at olarak da kılınabilir.

    Namazdan sonra, (Hz. Allâh'ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ'nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in ismidir.)

    Okunacak olanlar:

    İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere
    Salevât-ı şerîfe: 14 kere
    Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere
    Âyetü'l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere
    „Lekad câeküm...“ (besmeleyle): 14 kere [2]
    14 kere „Yâsîn“ dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf [3]
    İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere
    „Kul eûzu birabbil-felak...“ (besmeleyle): 14 kere
    „Kul eûzu birabbin-nâs...“ (besmeleyle): 14 kere
    14 kere:

    سُبْحَانَ sübhâne -->اللهِ llâhi -->وَالْحَمْدُ ve l-hamdü -->ِللهِ lillâhi -->وَلاَ ve lâ -->اِلهَ ilâhe -->اِلاَّ illâ -->اللهُ llâhü -->وَاللهُ vallâhü -->اَكْبَرُ ekberu -->وَلاَ ve lâ -->حَوْلَ havle -->وَلاَ ve lâ -->قُوَّةَ kuvvete -->اِلاَّ illâ -->بِاللهِ billâhi -->الْعَلِىِّ l-aliyyi -->الْعَظِيمِ l-azîmi -->

    „Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“
    Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere

    Bunlardan sonra duâ yapılır.

    Regâib Gecesi

    Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

    Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek'at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek'atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek'atte 3 „İnnâ enzelnâhü...“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

    Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

    Salât-ı Ümmiye:

    اَللَّهُمَّ allâhümme -->صَلِّ salli -->عَلَى alâ -->سَيِّدِنَا seyyidinâ -->مُحَمَّدٍ muhammedin -->النَّبِىِّ n-nebiyyi -->اْلاُمِّىِّ l-ümmiyyi -->وَعَلَى ve alâ -->آلِهِ âlihî -->وَصَحْبِهِ ve sahbihî -->وَسَلِّمْ ve sellim -->

    „Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“

    Secdede 70 defa:

    سُبُّوحٌ sübbûhun -->قُدُّوسٌ kuddûsün -->رَبُّنَا rabbünâ -->وَرَبُّ ve rabbü -->الْمَلاَئِكَةِ l-melâiketi -->وَالرُّوحِ ver-rûhi -->

    „Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

    Secdeden kalkıp 1 defa:

    رَبِّ rabbi -->اغْفِرْ ğfir -->وَارْحَمْ ve rham -->وَتَجَاوَزْ ve tecâvez -->عَمَّا ammâ -->تَعْلَمُ ta'lemü -->اِنَّكَ inneke -->اَنْتَ ente -->اْلاَعَزُّ l-eazzü -->اْلاَكْرَمُ l-ekramü -->

    „Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. İnneke entel-eazzül-ekrem“ okunur.

    Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

    سُبُّوحٌ sübbûhun -->قُدُّوسٌ kuddûsün -->رَبُّنَا rabbünâ -->وَرَبُّ ve rabbü -->الْمَلاَئِكَةِ l-melâiketi -->وَالرُّوحِ ver-rûhi -->

    „Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

    Secdeden kalkıp duâ yapılır.

    Duâda Hz. Allâh'a şu şekilde de ilticâ etmelidir:

    اَللَّهُمَّ allâhümme -->بَارِكْ bârik -->لَنَا lenâ -->رَجَبَ racebe -->وَشَعْبَانَ ve şa'bâne -->وَبَلِّغْنَا ve belliğnâ -->رَمَضَانَ ramezâne -->

    „Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa'bân. Ve bellığnâ ramazân“


    Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek'atte bir selâm verilerek 4 rek'at teşekkür namazı kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü'l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak...“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs...“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:

    لاَ lâ -->حَوْلَ havle -->وَلاَ ve lâ -->قُوَّةَ kuvvete -->اِلاَّ illâ -->بِاللهِ billâhi -->الْعَلِىِّ l-aliyyi -->الْعَظِيمِ l-azîmi -->الْكَبِيرِ l-kebîri -->الْمُتَعَالِ l-müteâli -->

    „Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîmil-kebîril-müteâl“

    25 defa:

    اَسْتَغْفِرُ estağfiru -->اللهَ llâhe -->الْعَظِيمَ l-azîme -->وَاَتُوبُ ve etûbü -->اِلَيْكَ ileyke -->

    „Estagfirullâhe'l-aziym. Ve etûbü ileyk“ denilip duâ yapilir.




     

    Uyurken Okunacak Duâ

    Yatağa girince:

    اَللَّهُمَّ allâhümme -->بِاسْمِكَ bismike -->اَمُوتُ emûtü -->وَاَحْيَى ve ahyâ -->

    „Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ“ duâsı okunur. Sağ yanak, sağ elin içine konularak sağ taraf üzerine yatılır.


    Hadis ilimlerine Bakış Muaz Özyiğit-Hadis ilimleri.yeni_dort.gif (1206 bytes)
    40 Hadis
    Kenzül İrfan Şeyh Esad ERBİLİ'nin derlediği 40 hadis.
    Hadis El Kitabı
    Hadisle ilgili temel bilgiler. - Ömer Sevinçgül
    Kitap ve sünnete dönmek
    Hadis ve kuran'a dönüş.
    Hadis Bibliyografya
    Hadis Eserleri bilgileri.
    Tenbihler
    Ramuz ve Tenbihül Gafilin'den derlenmiş.
    Mevzu Hadisler
    Prof.Dr. M. Yaşar KANDEMİR.
    Kudsi Hadisler
    Buhari-Müslim'den Al-İslam.
    M.Z.Kotku'dan Hadis Dersleri
    Ramuz El-Ehadis'ten.
    Hadis Usulü
    Prof.Dr. Subhi Es-Salih.
    Hadis İlimleri
    Prof.Dr. Subhi Es-Salih.
    Sünnet & Hadis
    Hadis ağırlıklı güzel bir site.
    Hadis Lugati
    Dr.Enver ÖREN.
    Riyazussalihin
    İ.Nevevi -
    Arapça A.Reader gerekli.
    Hadis Öğrenimi
    Hatib-i Bağdadi.
    40 Kudsi Hadis
    Sadreddin Konevi.
    Kıyamet Sahneleri
    Ramuz el Ehadisten Kıyametle ilgili Hadisler.
    Muhaddis
    Buhari,Sahabei kiram hayatlarını database olarak geniş sorgulama imkanları ile görebilirsiniz.
    Kutub-u Sitte ( 6 hadis kitabı) 
    Buhari, Müslim, Ebu davud, İbn-i Mace, Tirmizi, Nesai Hadis mecmuaları. 7000 küsür hadis.
    Buhari-Müslimin ittfak ettiği Hadisler
    Al-İslam'ın güzel bir çalışması.
    40 Hadis
    İmam NEVEVİ'nin derlediği 40 hadis.
    Mevzu Hadisleri Tanımak
    Hüküm vermede hadisin kullanılışı
    Korsan Hadis Rivayeti
    Oruçla ilgili Hadisler
    Meşhur hadis alimleri

     

     

    GÜZEL,İLGİNÇ YAZILAR
     

     

      »»» ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ

    HASAN H

    Hak serleri hayretler

    Zannetme ki gayretler;

    Arif anı seyreyler

    Mevlâ görelim neyler,

    Neylerse güzel eyler.

    Böyle başlıyor şiirine Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri. Tasavvuf deryasının bu ulu kişisinin hayat hikâyesi şöyle:

    Muharrem ayının bir cuma gecesi, Erzurumun Hasankale İlçesinde dünyaya geldi. Babası Osman efendi o çevrenin sevip tanıdığı, sözüne itibar ettiği bir samimi Müslüman kişi idi.

    Bir sabah namazından sonra şöyle bir uykuya dalmak üzereyken, kendisine bir oğlan çocuğu olduğu haber verilince, kalktı Allah'a hamdetti. Şükretti. Böylece Allah yolunda yetiştirmek üzere istediği oğlan evlâdını Allah O'na vermişti, hem de en âlâsından.

    Osman efendi oğlunun tahsiline son derece önem veriyor ve özen gösteriyordu. O'nun yetişkin bir İslâm bilgin ve mutasavvıfı olmasını bütün gönlüyle arzu ediyordu.

    Bunun için genç yaşında, oğlunu Siirt'in Tillo kasaba­sındaki Şeyh Fakrullah'ın yanına gönderdi. Oraya giden genç ibrahim Hakkı, ilim ve irfaniyeti beraber yürütmeye, bu iki ilmi beraber almaya başladı.

    Hocası kendisinde büyük bir kaabiliyet gördüğü için, bu yeni ve genç müridine azami önem gösteryor ve O'nunla çok yakından alâkadar oluyordu. O da hocasının her gösterdiği tasavvufî usûl ve adabı eksiksiz yerine getiriyor, hocasının emrinden çıkmıyordu. Bu sayededir ki kısa sürede inkişaf etmiş ve başarı göstermiştir.

    İbrahim Hakkı (k.s.) hazretleri bir gece bir rüya gördü: Beyaz bir serçe sürüsü ona doğru hücum ediyorlar, onları kovalıyor fakat bir tanesi gelip omuzuna konuyor.

    Uyanınca rüyasını hocasına anlatır. Hocası her ne kadar hayra yormak isterse de, İbrahim Hakkı o yıl o çev­rede çok yaygın olan -hummaya yakalanır. Uzun süre ateşler içerisinde yanar. Babası Osman efendi oğlunun durumundan son derece endişeli olduğu için Hocası Şeyh Fakrullah'a sıkılarak ve utanarak sorar durumu. Bir gece sabaha kadar hocası hastanın başından ayrılmaz ve .ni­hayet, «Geçmiş olsun, İbrahimin işi bitmişti. Allah bize tekrar verdi.» şeklinde konuşarak kurtulduğunu müjdelemesi üzerine rahatlamıştır.

    Şeyhinin yanındaki tahsilini tamamladıktan sonra, Horasana döndü. Orada aldığı emre uyarak halkı irşad et­meye, talebeler yetiştirmeye başladı. Bir müddet İstanbulda kaldı. Tekrar doğduğu yere döndü. Ve ömrünü burada tamamladı.

    Naaşı Horasan'a defnedildi. Bu gün kendi ismi ile anılan caminin bitişiğindeki türbesinde yatmaktadır.

    Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin adına Horasanda bir külliye teşekkül ettirilmeye çalışılmaktadır. Burasının bir kültür merkezi durumuna getirilme çabalan sürdü­rülmektedir.

    Ayrıca, Marifetnamenin el yazma orjinal .nüshasının bulunduğu, Tilloda da böyle bir çalışma yapılmaktadır.

    ESERi :

    Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin en meşhur ese­ri Marifetnarne'sidir. Bu eser asırlardan beri Müslüman Türk milletinin severek okuduğu çok kıymetli bir kitaptır. İbrahim Hakkı hazretlerinin tasavvufî fikirlerini ve şiirlerini içine almaktadır. Defalarca basımı yapılmış olan bu eserin orjinal nüshası Tİllo'dadır.

    ŞİİRLERİNDEN ÖRNEK ;

    Eruzrumlu İbrahim Hakkı hazretleri, son derece düşündürücü, ve kolay anlaşılır şiirler yazmıştır. Şiirinde gö­zettiği tek gaye insanlara Allah'ın varlık birlik ve hikmetini anlatmaktadır. Bilhassa ortaya çıkan her hadisenin al­tında mutlaka bir hikmetin olduğu, böylece Allah'ın takdirine razı olup sonunu beklemenin gerektiğini anlatmak istemiştir.

    Bu fikrini şu şiirinde işlemektedir.

     

    Hak, serleri hayreyler

    Zannetme kî gayreyler;

    Arif anı seyreyler

    Mevlâ görelim neyler,

    Neylerse güzel eyler.

     

    Hiç kimseye hor bakma

     İncitme gönül yıkma!

    Sen nefsine yan çıkma!

    Mevlâ görelim neyler,

    Neylerse güzel eyler.

     

    Geh kalbini boş eyler

    Geh hulkunu hoş eyler

    Geh aşkına düş eyler

    Mevlâ görelim neyler,

    Neylerse güze) eyler.

     

    Naçar kalacak yerde

    Nagâh açılır perde

    erman olur her derde

    Mevlâ görelim neyler,

    Neylerse güzel eyler

     

     

      »»» YUNUS EMRE (1249 — 1322)

    Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olunmamakla beraber, tasavvuf dünyasında çok önemli bir yeri olan Yunus EMRE, gerek yaşayışı ve gerekse şiirlerindeki anlatım özellik ve tema - konu - bakımından islâm tasavvufunda son derece önemli bir rol oynamıştır.

    Kesinlikle doğum yeri ve tarihi, ailesi, yaşayış tarzı ve ölüm yılı ve yeri ne yazık ki bilinememektedir. Bir noktada hayatını inandığı tasavvuf yolunda harcarken, ona harfiyyen riayet ederek dünya ve içindekileri hiç önemsemediği için kendisini şöhrete götürecek her yolu reddet­miş ve bu yüzden de kendisi ve şiirleri hakkındaki malû­matı hayatta iken ortadan kaldırmıştır.

    Bu bakımdan nesillerin gönlünde, kimliği bilinmiyen bir kahraman olarak yer etmiştir. Yukarıya aldığımız tarih genellikle kaynakların en az hata ihtimaliyle yaptıkları bir tahminden ibarettir.

    Yunus Emre, XII. asrın son yarısında Sivrihisar civa­rında, veya Bolu'ya bağlı köylerden Sakarya nehri köy­lerinden birinde doğup yetişmiş bir Türkmen köylüsüdür. Şiirlerindeki ifadesine göre uzun süre «Hak yolunda» yetişmeye çalışmış, ve fakat bu konuda ancak Tabduk Emre'ye intisap ettikten sonra başarıya ulaşabilmiştir.'

     

    Tabduk Emre bu yıllarda Sakarya çevresindeki köylerden birinde inziva hayatı yaşayarak önüne gelen ham ruhları, Islâmî şuur ve yaşayış doğrultusunda terbiye eder, pişirip, yetiştirmeye çalışırdı. Kendisi «Kadiri» veya o zamanlar Anadoluda çok yaygın olan «Babaî» tarikatine mensupdu.

    Tabduk Emre bütün Sakarya çevresinde büyük bir manevî .nüfuz kazanmış, meşhur bir sofî olduğunu kaynaklar zikrederler. Özellikle Selçukluların çökme devrine te­sadüf eden o günlerde, mutasavvıfların halk üzerindeki tesirleri önemli ölçüde artmıştı. Yıkılmaya yüz tutmuş bir devletin tebaası, içlerindeki moral bozukluklarını bir sofi­ye intisap etmek suretiyle tedavi etme yolunu seçiyorlardı.

    Yunus Emre, işte o buhranlı günlerin büyük mürşidi Tabduk Emreye intisap etmekte gecikmemiş, uzatılan bu güçlü manevî eli öpüp başının üzerine koymayı bir şeref telakki etmiştir.

    Uzun yıllar şeyhini,n manevî terbiyesinde çalıştı. Çile çekti. Gösterilen her işe severek yapıştı. Emredilen her müşkülü başarıyla çözmeye muvaffak oldu. Öyle ki, yaz demeden kış demeden Sakaryanın sarp dağlarını kaplayan yalçın kayalıklarla kaplı ormandan dergâha odun çeki­yor, çekerken de bundan dolayı en ufak bir ızdırap duymuyordu.

    Kendisine verilen vazife ne olursa oisun, mutlaka bunu en mükemmel bir şekilde yapmaya çalışırdı. Bunlardan bir örnek verecek olursak; kendisine verilen dergâha odun çekme vazifesine aralıksız kırk yıl devam etmiştir. Bilhassa getirdiği odunların düzgün olmasına dikkat ediyor, dergâha eğri odun getirmemeye çalışıyordu. Onun bu titizliği birgün şehi,nin dikkatini çekmiş ve şöyle demiş­tir:

    — Yunus! dağda hiç eğri odun yok mu? Bu   soruya Yunus şu karşılığı vermiştir:

    — Şeyhim, dağda eğri odun çoktur. Velâkin bu dergâha eğri odun bile yakışmaz.

    Bu cevabıyla şeyhini memnun etmiş, böylece tasav­vufun İnceliklerine ne kadar önem verdiğini ve bu uğurda ne kadar gayret gösterdiğini ortaya koymuş oluyordu. Yunus bu hal üzere şeyhine kırk yıl hizmet etti. Bu uzun zaman zarfında, manevî bakımdan büyük mesafeler katetti. Belirli bir olgunluk çağına gelince de şeyhinin em­riyle başka bir beldeye gidip orada halifelik yaparak halkı irşad etmeye başladı.

    Yunus Emre şeyhinin en başta gelen halifelerinden biriydi. Nitekim Tapduk Emre ahirete intikal edince, müridleri Yunus Emre'nin çevresinde toplanmış ve çalışmalarına O'nun kontrolunda devam etmişlerdir.

    Yunus Emre, Tabduk Emre'ye intisap etmeden az önce, o yıllarda etrafda büyük bir kıtlık hüküm sürüyordu. Yunus'un fakr ve ihtiyacı çok şiddetlenince ihtiyacını gidermek için, çevrede kerametlerinden bahsettikleri büyük veli Hacı Bektaşı Veli'ye gitmeyi düşündü.

    Heybesine bir miktar alıç - dağ armudu - koyarak dergâha vardı. Pirin ayağına yüz sürerek mütevazi hediyesini takdim etti ve bir miktar buğday taleb etti.

    Hacı Bektaş-ı Veli O'na yumuşak davranarak, kısa bir süre O'nu dergâhda misafir etti. Yunus geri dönmek için acele ediyordu. Dervişler bunu Pir'e anlattılar. Pir bu gitme ısrarına karşılık şu haberi gönderdi:

    — Sorun bakalım buğday mı ister, yoksa erenler himmeti mi?

    Yunus Emre buğday istediğini bildirdi- Bunu duyan

    Pîr tekrar haber gönderdi:

     

    — İsterse o alıcın her tanesine nefes edeyim! dedi. Fakat Yunus buğdayda ısrar ediyordu. Pîr Hacı Bektaş-ı Velî manevî teklifini son kez tekrarladı:

    — İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim! dedi.

    Fakat Yunus Emre aynı isteğinde ısrar edince, Pîr ha­ber gönderdi:

    — Torbasına biraz buğday koyun gitsin. Bu emir üzerine, dervişler Yunus Emre'nin heybesine bir miktar buğday koldular. O da buğdayı elde ettiği için dergâhdan ayrıldı.

    Yunus Emre sırtındaki buğday heybesiyle yolda hem gidiyor ve hem de olanları düşünüyordu. Çok kısa bir sü­re sonra bu tercihde hata ettiğini anladı. Derhal kararını değiştirerek geri döndü, Dergâha geidi. Hacı 8ektaş-ı Veli'den özür dileyerek bağışlanmasını istedi. O zaman Pîr şu cevabı gönderdi:

    «— Biz onun kilidini Tabduk Emre'ye verdik. Dilerse O'na gitsin.» diye haber gönderdi.

    Yunus Emre bunu duyar duymaz, tekrar yollara düş­tü, Tabduk Emrenin dergâhına varmak için yürüdü yürü­dü... Dergâha varınca, basına gelenleri olduğu gibi an­lattı. Tabduk Emre de onu müridliğe kabul ederek O'nu dergâhın odunculuğuna tayin etti.

    Tapduk Emre'nin dergâhında oduncu Yunus'dan ayrı olarak, bir de Yunusu Gûyende adlı pek tanınmış bir İlâhici Yunus daha vardı. Bir gün Tapduk Emre'ye vecd gel­di. Ve:

    — Şevkimiz vardır, haydi sen de biraz terennüm eyle! diye Yunusu Gûyende'ye hitabetti. Fakat bunu birkaç de­fa tekrar ettiği halde ondan bir ses çıkmadı. Nihayet Tap­duk Emre, oduncu Yunus'a dönerek:

    — Haydi, artık zamanı geldi, kilidin açıldı. Hacı Bektas sözü yerine geldi, durma söyle! dedi. Bunun üzerine

    Yunus'un hicabı - utanma duygusu - kaldırılarak kilidi açıl­dı. Derhal beliğane ilâhiler, nutuk ve şiirler söylemeye baş­ladı.

    Yunus Emre'nin özel hayatı hakkında, hemen hemen hiçbir şey bilinememektedir. Evlenip evlenmediği, çocuk­larının olup olmadığı, ve diğer Özellikleri hakkında kesin bir malûmat yoktur. Yunus'un şiirlerindeki ifade ve tema­lar düşünülürse, O'nun hakka aşık, kimsesiz, cezbeli, çile­li, bir hayat sürdüğü ortaya çıkmaktadır.

    Ölüm yılı ve mezarının yeri hakkında çok ve çeşitli iddialar vardır. Her şehir ve kasaba O'nun kendilerinde yattığını iddia etmektedir. Böylece O'nu kendilerine maletmeye çalışmaktadırlar. Buradan da O'nun halk tarafın­dan ne kadar çok sevildiğini anlamak mümkündür.

    Anadoluda Yunus'un olduğu tahmin ve İddia edilen mezar yerleri şunlardır:

    1 — Eskişehir - Mihallıççık - yakınındaki Sanköy'de,

    2 — Karaman'da Pir'i Tapduk Emre ile beraber, ol­duğu söylenen Yunus Emre camii avlusunda.

    3 — Bursada,

    4 — Erzurumda Duzcu köyü yakınlarında,

    5 — Konyanın Aksaray kasabasında,

    6 — Afyon ilinin Sandıklı ilçesinde,

    7 — Kula ile Salihli arasındaki Emre Sultan köyünde.

    8 — Sivas yakınlarında,

    9 — Ünyede,

    10 — işportanın  Keçiborlu kasabası yakınlarında.

    Buraları Yunus Emre kabri olarak kabul edilerek, halk tarafından devamlı olarak ziyaret edilmekte ve kabirlerin başında O'na fatihalar ithaf edilmektedir. Yunus Emre'nin bu kabirlerden birinde olması şüphesiz muhtemeldir. Ve fakat hiçbirisinde de olmaması düşünülebilir. Zira elde bu

    konuda kesin belgeler yoktur. Kim bilir belki de Yunus Em­re bir başka meçhul yerde, bir ağacın altında, bir dağın eteğinde veya bir ovanın düzünde mütevazi merkadinde istirahat etmektedir!!!

     

    FİKİRLERİ:

         Yunus Emre, şiirlerinde, genel olarak insanlara hakikati ince ve nükteli ifadelerle anlatmayı amaç edinmiştir. Şiiri, tasavvufî, dinî, ahlâkî ve insanî, prensip ve görüş­leri anlatmak üzere bir vasıta olarak kabul etmiştir.

    Şiirleri inceden inceye tetkik edildiği takdirde görülür ki bütün şiirleri bu İstikamette söylemiş olup biri diğe­rinin devamıdır..

    Bu bakımdan bir şair olarak ele alındığı zaman, Yunus Emre, diğer şairlerden tema bakımından önemli ölçüde ayrılır. Hece veznini ustalıkla kullanmış olması, kelimele­rini öz Türkçe kelimeler arasından seçmiş olması yanında Allah Aşkını insanlara en basit ifadelerle, herkes tarafından gayet rahatlıkla anlaşılır bir anlatım İçerisinde sunmuş olması en önemli özelliğini teşkil eder.

    O'nun fikirlerini şu başlıklar altında incelemek mümkün olacaktır.

     

    ÖNCE ŞERİAT :

    Yunus Emre'ye göre, marifet İlmi açısından, İslâmın dört ana özelliğinden ilk önce gelen Şeriattır. - Bu dört özellik: Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet - O'na göre bun­lar bu ilâhî dinin son derece önemli olan dört basamaklarıdır. Bu basamakları ikişer veya üçer atlamak imkânsızdır. Yoni biri yapılmadan diğerine geçmek mümkün değildir. İslâmın emir ve yasakları, yani şeriat kısmı harfiyyen yerine getirilmeden tarikate geçmek, geçenlere hiçbir şey kazandırmıyacaktır.

    Kendisi yıllarca Şeriatı öğrendiğini, medresede okuduğunu, camide ibadet ettiğini ve ancak bundan sonra tarikate İntisap ederek büyük başarı kazandığını şiirlerinde söyler.

     

    Mescidde medresede çok ibadet eyledim

    Işk odına yanuban andan hâsıla geldim.

     

    Hakikat ilminin şeriat ve tarikat ilminden sonra geldi­ğini, bunların, insanları hakikat meyvesine ulaştırmak için birer yol olduğunu, bu yolu terkedenlerin hakikati bulamıyacaklarını ifade ederek şöyle der:

     

    Şeriat, tarikat yoldur varana.

    Hakikat meyvesi andan içeri.

     

    İLİM ANLAYIŞI :

    Yunus Emre'ye göre öğrenilen ilimlerin temel gayesi­nin, önce insanın kendi nefsini bilmesi, ne olduğunu, nereden gelip nereye gideceğini bildikten sonra buradan Allah'ın varlığını hakikat gözü ile bilmenin bir vasıtasıdır. İlim bunun için öğrenilir, bunun için öğrenilmelidir. Yok­sa, dünya metaı için ilim elde etmek, şöhret kazanmak için bilgi sahibi olmak hiçbir mânâ ifade etmez.

    Uzun bir şiirinde bu gerçeği şöyle dile getirir:

     

    İlim, ilim bilmektir

    ilim, kendin bilmektir

    Sen kendin bilmezsin.

    Bu nice okumaktır.

     

    Okumakdan mâ'nâ

    Kişi Hakkı bilmektir

    Çün okudun bilmezsin

    Ha bir kuru emektir.

     

    Okudum bildim deme

    Çok taat kıldım deme

    Eğer hakkı bilmezsen

    Abes yere koşmaktır.

     

    Dört kitabın mânâsı

    Bellidir bir elif de

    Sen elifi bilmezsen

    Bu nice okumaktır

     

    Yirmîdokuz hece

    Okursun ucdan uca

    Sen elif dersin hoca

    Mâ'nâsı ne demektir.

     

    Yunus Emre der hoca

    Gerekse var bin hacca

    Hepsinden iyice

    Bir gö'nüle girmektir.

     

    Başka bir dörtlüğünde ise, kitaplarla meşgul olduğunu, hattâ onları ezberlediğini, ondan sonra ilâhî aşkla İlgilendiğini şöyle dile getirir:

     

    Dört kitabın mânâsını

    Okudum ezber ettim

    Aşk'a gelince

    Gördüm ki bir uzun hece imiş

     

    İNSAN SEVGİSİ

    Yunus Emre'nin en belirgin yönlerinden bir tanesi de, O'nun insanlara olan sonsuz ve müsamahalı sevgisidir. O, insanları hatalarıyle kabul edip, kucaklayıp bağrına basmaktadır.

    Bunu bir şiirinde şöyle dile getirir.

     

    Ben gelmedim dâva için

    Benim işim sevi için

     

    Yunus Emre insanlara değil de, insanları yaradan Al­lah'a dikkati çeker. İnsanları yaradan Allah olduğuna göre onların hatalarını da sever. Zira insanlar melek olarak yaratılmamışlardır. Hata yapmaları normaldir. Hata edip de tevbe eden kullarım Allah mutlaka af edeceğine göre her insanı her haliyle hoş görmek gerekir. Şöyle der:

     

    Yaradilmışı hoş gör

    Yaradandan ötürü

     

    Gönül yıkan insanlara karsı şiddetli davranır. Gönül yıkan insanların ibadetlerden bir fayda elde edemiyeceğini, bunları şuursuzca yaptığını; şuursuzca yapılan ibadet­lerin de bir faydası olamıyacağını söyler.

     

    Bîr kez gönül yıkdın ise

    Bu kıldığın namaz değil

    Yetmiş iki millet dahi

    Elin yüzün yumaz değül.

     

    Kanı erenler geldi geçti

    Bunlar yurda kaldı geçti

    Pervaz urup Hakk'a uçtu

    Hüma kuşudur kaz değül.

     

    Yol oldur ki doğru vara

    Göz oldur ki Hakk'ı göre

    Er oldur alçakda dura

    Yüceden bakan göz değül.

     

    Doğru yola gittin ise

    Er eteğin tuttun ise

    Bir hayır da ittin ise

    Birine bindür az değül

     

    Yunus bu sözleri çatar

    Sanki baii yağa katar

    Halka maîa'larun satar

    Yükü gevherdür tuz değil

     

    İnsanın kendisi için istediğini kardeşi için de istemesinin gerektiğini, bu konuda adaletli davranmasının gerektiğini söyler.

     

    Sen sanî ne sanırsan

    Ayruğa da onu sarı

    Dört kitabın manası

    Budur eğer var ise       

                                        der.

     

    Aşıklıkda iddialı bir kimsenin bütün insanları sevmesi gerektiğini söyler. Ve sözde aşık olanları yererek onları bu yanlış tutumlarından uzaklaştırmak ister:

     

    Yetmiş iki millete

    Kurban ol âşık isen

    Tâ âşıklar safında

    Tamam olasın sadık.

     

    HAYAT GÖRÜŞÜ

    Yunus Emre, insanları maddeye aşırı önem verme­lerinin akılsızca bir davranış olduğunu ve insanın yaradılış gayesine ters düştüğünü dile getirir. Maddenin mânâ için var olduğu temel prensibinden hareketle, devrindeki ve sonraki asırlarda  gelecek  insan  yığınlarına şu  ölümsüz dörtlüğüyle seslenir:

     

    Mal sahibi mülk sahibi

    Hani bunun ilk sahibi

    Mal da yalan mülk de yalan

    Var biraz da sen oyalan.

     

     Madde - insan İlişkisini bu kadar güzel ve gerçek mâ­nâda değerlendirip insanların anlayışına sunan başka bir dörtlük olmasa gerek.

     

    Yunus Emre hayatı hiç önemsememiş, mümkün olduğu kadar çevresinin kontrolünden sıyrılmış ve genellik­le zayıf iradeli insanların altında ezildikleri, sosyal baskıyı kendi üzerinde sıfıra indirmiştir. Zira o davranışlarında «el ne der.» saçma prensibi yerine «Allah ve Resulü ne der...» gibi ilâhî düsturu kendisine rehber edinmiştir. Böy­lece asırların gönlünde yatan bir Yunus olmuştur.

     

    TOPLUM GÖRÜŞÜ :

    Yunus Emre'nin gönlünde yaşayan cemiyet - toplum -her yönüyle Allah ve Resulünün emir ve prensiplerine sı­kı sıkıya bağlı olan toplumdur. Bir toplum bütün ünitele­riyle Hak yolda olduğu sürece muhteremdir, böyle bir toplumla ilgilenip diyalog kurmak yerinde olur. Fakat Allah'­ın ve Peygamberinin emir ve yasaklariyle bütün bağlarını koparmış bir cemiyetin onun yanında hiçbir kıymeti yoktur. İlâhî prensipler yerine, pespaye saçmalara, kendisi uydurmak için olanca gücüyle çalışan insanlar ve toplumlar O'nun yanında bir hiçtir.

     

    Zamanındaki cemiyetten şöyle yakınır:

     

    îşidin ey ulular!

    Ahir zaman olmuştur

    Sağ müslüman seyrektir

    O da güman olmuştur

     

    Danışman okur tutmaz

    Derviş yoiun gözetmez,

    Bu halk öğüt işitmez

    Ne sarp zaman olmuştur

     

    Gitti beyler mürveti

    Binmişler birer atı

    Yediği yoksul eti.

    İçtiği kan olmuştur

     

    Birbirin yavuz sanır

    Ettiği kalır sanır

    Yarın mahşer gününde

    İşi yayan olmuştur

     

    Ey Yunus imdi senin

    Aşk ile geçe günün

    Sevdiğin çünkü senin

    Canına can olmuştur.

     

    YUNUS'DA ALLAH AŞKI

    Yunus Emre tasavvuf ehli için ilâhî aşkı vazgeçilmez bir prensip olarak görür. Bu mecrada aşksız muvaffakiyetin olarniyacagi.nl ısrarla savunur. Aşk'sız vuslatın ol­ması muhaldir. Şöyle der:

     

    Cânın aşk yoluna

    Vermeyen âşık mıdır

    Cehdeyleyüp ol dosta

    Ermeyen âşık mıdır

     

    Dost sevgisin gönülde

    Can ile berkitmeyen

    Tûl-ı emel defterin

    Dürmeyen aşık mıdır

     

    Âşka danışık sığmaz

    Değme can göğe ağmaz,

    Pervaneleyin od'a

    Yanmıyan âşık mıdır

     

    Nefs arzusundan geçip,

    Aşk kadehinden içip

    Dost yoluna er gibi

    Durmayan âşık mıdır

     

    Dün gün riyazet çekip.

    Halvetlerde diz çöküp

    Sohpetlerde baş çatup,

    Yanmayan âşık mıdır

     

    Yunus Emre aşkı bir önder olarak kobul edip, onurr rehberliğinde yürümenin sofiler için gerekli olduğuna kaildir.

    Şöyle der :

     

    Aşk imamdır bize, gönül cemaat

    Dost yüzü kıbledir, daimdir salat

    Dost yüzün göricek şirk yağmalandı

    Onuncun kapıda kaldı Şeriat

     

    Kimsenin dinine hilaf demeyiz

    Din tamam olunca doğar muhabbet.

     

    Aşkı bir denize benzetir. Bu denizde boğulmayanların - dalıp çıkmayanların - Mevlâ'yı bulamayacaklarını ifade eder:

     

    Nolur ise ko ki olsun n'olusar

    Tek gönül mevlâyı bulsun n'olusar!

     

    Aşk denizi yine taşmış kan akar

    Âşık-ı biçare dalsın n'olusar!

     

    Bu denize düşen ölür dediler

    Ölür ise ko ki ölsün n'olusar!

     

    Aşk gelicek cümle eksikler biter

    Bitmez ise ko ki kalsın n'olusar!

     

    Akıbet sol göze toprak dalarmış

    Bir gün önce dolsun n'olusar!

     

    Yunus, oşk'la sermesttir. Aşk onun her şeyidir. Kır­larda, ovalarda, dağlarda, bayırlarda daima ma'şukunu arar. Onunla yanar tutuşur. Aşk denince Yunus Emre akla gelir, tıpkı Yunus dendiği zaman aşkın akla geldiği gibi. Bunu kendi ağzından dinliyelim :

     

    Ben yürürüm yana yana

    Aşk boyadı beni kana

    Ne akılem ne divane

    Gel gör beni aşk neyledi

     

    Geh eserem yeller gibi

    Geh tozarım yollar gibi

    Geh akaram seller gibi

    Gel gör benî aşk neyledi

     

    Akar sular gibi çağlarım

    Derdlü ciğerim dağlarım

    Şeyhim anuban ağlarım

    Gel gör beni aşk neyledi

     

    Ya elim al kaldır beni

    Ya vasluna erdir beni

    Çok ağlattun güldür beni

    Gel gör beni aşk neyledi

     

    Ben yürürüm ilden île

    Şeyh soraram dilden dile

    Gurbette halim kim bile

    Gel gör beni aşk neyledi

     

    Mecnun oluban yürürüm

    Ol yarı düşde görürüm

    Uyanıp melûl olurum

    Gel gör beni aşk neyledi

     

    ALÇAK GÖNÜLLÜLÜĞÜ

    Yunus Emre'ye göre, bir mürşid'e el verip, boyun bükmüş kişinin mütevazı olması gerekir. Toprak gibi olmak gerek. O'na her şey atıldığı halde ondan en güzel şeyler çıkar. En lezzetli meyveler, en mütenevvi nebatlar ondan fışkırır.

    Bu bakımdan derviş de tıpkı toprak gibi mütevazı olarak insanlara her faydalı şeyi verip, onlardaki en kötü şeyleri yok edecektir. Gösterdiği bu tevazusuyla onlara örnek olacaktır:

     

    Miskinlik ile gelsin kimde erlik var ise

    Merdivenden iterler yüksekten bakar ise

     

    Gönül yüksekte gezer, daima yoldan azar

    Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise

     

    Ak sakallı bir koca, bir bilmeyen hal nice

    Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise

     

    Gönül Çalabın tahtı, Calap gönüle baktı

    İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkdı ise

     

    Sağır işitmez sözü, kördür münkirin gözü

    Gece sanır gündüzü, âlem münevver ise

     

    Az söz er öğütüdür, çok söz hayvan yüküdür

    Bilire bir söz yeter, sende gevher var ise.

     

    GARİP YUNUS

    Yunus Emre, bu dünyada bir garip -yabancı- gibi davranır. Burası - bu dünya - O'nun İçin bir «Gurbet-el» hükmündedir. O'nun iştiyakla arzuladığı mekân Allah'ına kavuştuğu an'dan sonraki mekândır. Kendi gönlüne bunu şöyle anlatmaya çalışır:

     

    Bu fenada bir garipsin

    Gülme gülme ağla gönül

    Derdin dahi çoktur senin

    Gülme gülme ağla gönül

     

    İşi gücü cevrü cefa

    Dünya kime kıldı vefa

    Kanı Muhammed Mustafa

    Gülme gülme ağla gönül

     

    Ebû Bekir Sıddık Veli O'dur

    Peygamberin yari

    Kanı Ömer, Osman, Ali

    Gülme gülme ağlq gönül

     

    Bir gün ola ecel gele

    Kullar kulluğunda kala

    Cümle mahluk toprak ola

    Gülme gülme ağla gönül

     

    Bu dünyayı şöyle değerlendirir:

     

    Bilirim ben seni yalan dünyasın

    Evliyaları alan dünyasın

     

    Kaçan kurtulsa kuş kurtulaydı

    Şahin kanadın kıran dünyasın

     

    Sevdiğim aldın, beni ağlattın'

    Dönüp yüzüme gülen dünyasın

     

    Süleyman tahtın sen viran kıldın

    Masumlar boynunu buran dünyasın.

     

    GÖNLÜNE SESLENİR

    Yunus Emre, sık sık gönlünden şikâyet eder. Onunla baş edemediğinden, söz dinletemediğinden sık sık yakınır. O'nun her an şekilden şekle girdiğinden çaresiz kaldığını yine gönlüne seslenerek ifade eder:

     

    Taştın yine deli gönül

    Sular gibi çağlar mısın

    Aktın yine kanlı yaşım

    Yollarımı bağlar mısın

     

    N'idem elim ermez yâre

    Bulunmaz derdime çâre

    Oldum ilimden avare

     Beni bunda eğler misin

     

    Yavu kıldım ben yoldaşı

    Unulmaz bcsğrımm başı

    Gözlerimin kanlı yaşı

    Irmağ olup çağlar mısın

     

    Ben toprak oldum yoluna

    Sen aşıru gözetirsin

    Şu karşıma göğüs geren

    Taş bağırtı dağlar mısın

     

    Harami gibi yoluma

    Aykuru inen karlı dağ

    Ben yarimden ayrı düştüm

    Sen yolumu bağlar mısın

     

    Karlı dağların başında

    Salkım salkım olan bulut

    Saçın çözüp benim için

    Yaşın yaşın ağlar mısın.

     

    Yımus'un gönlü bir gün gelir, her an değişmeler gösteren bir hal alır. Bir hali bir haline benzemez. Bize gönlünün bu durumunu su şiirinde şöyle vasfeder.

     

    Hak, bir gönül verdi bana

    Ha demeden hayran otur

    Bir dem gelir, şâdi olur

    Bir dem gelir giryan olur

     

    Bir dem, sanasın kış gibi

    Sol zemheri olmuş gibi

    Bir dem beşaretten doğar

    Hoş bağ ile bustan gibi

     

    Bir dem gelir söyleyemez

    Bir sözü şerh eyleyemez

    Bir dem dilinden dür döker

    Dertlilere derman olur

     

    Bir dem çıkar arz üzere

    Bir dem iner îahtesserû

    Bîr dem sanasın katredir

    Bir dem Şaşar umman olur

     

    Bir dem cehalette kalır

    Hiç nesneyi bilmez olur

    Bir dem dalar hikmetlere

    Calinus'u Lokman olur

     

    Bir dem dev o!ur ya peri

    Viraneler olur yeri

    Bir dem uçar Belkıs ile

    Sultan-u ins-ü can olur

     

    Bir dem varır mescidlere

    Yüz sürer anda yerlere

    Bir dem varır deyre girer                                     

    İncil okur, ruhban olur.

     

    Bir dem gelir İsa gibi

    Ölmüşleri diri kılar

    Bir dem girer kibr evine

    Fir'avun ile Hâman olur.

    Yunus Emre bir kararsızlık devresinden sonra, bir sükûnete erer. Aradığını bulmuş olmanın sevincini yaşar. Allah'ın lütuf ve inayetine kavuştuğunu söyler. Bundan dolayı Allah'a hamdeder, şükreder.

    Bu hamd ve şükrünü şu şiiriyle dile getirir:

     

    Hak'dan inen şerbeti

    İçtik elhamdülillah

    Sol kudret denizini

    Geçtik elhamdülillah

     

    Şu karşıki dağları

    Meşeleri bağları

    Sağlık safalıkda

    Aştık elhamdülillah

     

    Kuru idik yaş olduk

    Ayak idik baş olduk

    Kanatlandık kuş olduk

    Uçtuk elhamdülillah

     

    Vardığımız illere

    Sol safa gönüllere

    Baba Tapduk manisin

    Saçtık elhamdülillah

     

    Beri gel barışalım

    Yad İsen bilişelim

    Atımız eğerlendi

    Eştik elhamdülillah

     

    İndik Rum-u kışladık

    Çok hayr-u şer işledik

    Üç bahar oldu

    Geri göçtük elhamdülillah

     

    Dirfilli pınar idik

    İrkildik ırmağ olduk

    Artık denize dolduk

    Taştık elhamdülillah.

     

    Ömrünün sona erdiğini tahmin edip, dünyadan göçmek üzere olduğunu ifade ederek, burada kalacaklara veda eder. Ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyleri vasiyet ederek şöyle der:

     

    Biz dünyadan gider olduk

    Kalanlara selâm olsun

    Bizim İçin hayır dua

    Kılanlara selâm olsun

     

    Ecel büke belimizi

    Söyletmeye dilimizi

    Hasta iken hâlimizi

    Soranlara selâm olsun

     

    Tenim ortaya açıla

    Yakasız gömlek biçile

    Bizi bir asan veçhile

    Yuyanlara selâm olsun

     

    Selâ verile kasdımıza

    Gider olduk dostumuza

    Namaz için üstümüze

    Duranlara selâm olsun

     

    Derviş Yunus söyler sözü

    Yaş dolmuştur iki gözü

    Bilmeyen ne bilsin bizi

    Bilenlere selâm olsun.

     

    Yunus Emre bu şiirinden çok önce. içindeki yalnızlık özlemiyle ölümü esnasında kimsenin olmamasını istemektedir. O bu dünyaya garip gelmiştir ve garip gitmek ister.

    Edebiyat dünyasında O'nun yalnızlığı ifade eden şu dört­lüğünden daha manidar bir şiir olmasa gerek :

    Bir garip ölmüş diyeler

    Üç günden sonra duyalar

    Soğuk su ile yuyalar

    Şöyle garip bencileyin.

     

    YUNUSTA PEYGAMBER SEVGİSİ

    Yunus Emre, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e ve O'nun yoluna, son derece bağlıdır. Medine'ye, Hz. Muhammed'in iline, O'nun gezip dolaştığı yerleri görüp havasını tenef­füs etmek ister:

    Arayı arayı bulsam izini

    İzinin tozuna sürsem yüzümü

    Hak nasip eylese görsem yüzünü

    Ya Muhammed canım pek arzular seni

     

    Bir mübarek sefer olsa da gitsem

    Kabe yollarında kumlara balsam

    b cemâlin bir kez düşte seyretsem

    Ya Muhammed canım arzular seni

     

    Yunus methediyor seni dillerde

    Dillerde dillerde, hem gönüllerde

    Arayı arayı gurbetellerde

    Ya Muhammed canım pek sever seni!

     

    Yunus Emre, yaşayış özellikleriyle, tasavvufî anlayışıyle, şiirlerindeki işlediği insanî temalariyle, bütün insanlığın gönlünde yer etmiş, tasavvuf âleminin en büyük bir sofisidir. Şiirleri dilden dile, gönülden gönüle, nesilden nesile severek okunmuş, ezberlenmiş, önemle üzerinde durulrnuş ve duruiacak olan  büyük bir mutasavvıf şairdir. Sevenleri daima çok oldu ve çok olacaktır.

    Yunus Emre hakkında birçok şair tarafından şirler yazılmıştır. O'nu seven her şahıs O'na kendinden birşey-ler vermek istemiş, kimi Fatiha okuyarak ruhuna ithaf etmiş, kimi kabrine bir çiçek dikmekle yetinmiş ve kimi de eline kalemini alarak O'na, O'nun yaşayışına oian özentisini şiir halinde kalıba dökmüştür. Onlardan bir tanesi şöyledir:

     

    Kaç mevsim bekleyim daha kapında

    Ayağımda zincir, boynumda kement

    Beni de piştiğin belâ kabında

    Kaynata kaynata buhara kalbet

     

    Bekletme Yunus'um bozuldu bağlar

    Çalıyor saatler, geçiyor çağlar

    Veriyor ayrılık dolu semalar

    İçime, bayıltan acı bir lezzet

    Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan

    Geleyim izine doğru arkandan

    Bırakmam, tutmuşum artık yakandan

    Medet ,ey şairim, Yunus'um medet!

    (Necip Fazıl Kısakürek)

     

      »»» MEVLANA

       Yine de gel... Yine de gel! Ne olursan ol, yine de gel! Kâfir, Yahudi, Mecusi veya Putperest olsan yine de gel Bizim  bu  dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kerre tevbeni bozmuş olsan bile yine gel...

    Böyle başlıyor sözüne gönüller fatihi Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.) Ne demek istedi acaba mutasavvıf şa­ir bu şiirinde? Bu ve buna benzer şiirleri devirlerini dikka­te alarak anlamak daha yerinde olacaktır. Bu şiiri de anlamak için o günlere şöyle bir bakmak gerekir:

    Anadolu çok ve çeşitli fikir akımlarıyla karma karışık bir görünüm arz etmekte. Her gurup kendi anlayışına göre dini yorumluyor. Bu yorum ve anlayışlara katılmıyanları zındıklık ve sahtelikle itham ediyordu.

    Ufak meseleler şuurlu veya şuursuzca büyütülüyor, insanlar, kin ve garazla birbirlerine hücum ediyorlardı. Anadolu bu görünümüyle adeta yaralı bir insan gibi sürü­ne sürüne koşarak kendisini tedavi edecek bir şifa arıyordu.

    İşte XII. asır Türkiyesinde özellikle orta Anadolu'da bütün insanları birlik ve beraberlik pınarına çağırarak aralarında meydana gelmiş bu toplumsal hastalığı tedavi et­mek isteyen bir manevî tabib vardı. Bu tabibin adı büyük mutasavvıf şair Mevlâna Celaleddin-i Rumî idi.

    3 eylül 1207 yılında Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Soylu ve gayet dindar bir aileye mensupdu. Babası Bahaeddin Veled, çok geniş şöhreti olan bir zat olup, çevrede «Sultanü'l-Ülema» diye anılırdı.

    Kesinlikle bilinmeyen sebeblerden dolayı, Bahaeddin Veled Belh'den kalkarak önce Nişabur, Bağdat, Mekke, Medine, Şam ve Haleb'e uğradıktan sonra Anadolu'ya geçti. Malatya, Erzincan ve Sivas'dan sonra bu günkü Karaman'a yerleşti.

    Bu sıralarda geleceğin büyük sofisi gene Mevlâna 20 yaşında idi. Orada evlendi, iki oğlu oldu. Daha sonra Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykula'ın daveti üzerine Konya'ya gelip yerleşti.

    Mevlâna hazretleri, olgun bir bilgin olarak ders halkasını çeviren talebelerine ders verirken bir gün karşısına Şems-i, Tebrizi adında, coşkun, cezbeli bir derviş çıkıverdi. Bu dervişle Mevlana arasında kısa sürede büyük bir dostluk ve sevgi bağı meydana geliverdi.

    Şems hakikat âleminin gerçek yüzünden O'na bahset­tikçe, yavaş yavaş derslere ara veriyor ve derslerini ihmal ediyordu. Bu durum talebeler arasında huzursuzluk konusu olup, giderek Şems hakkında düşmanlığa dönüşüyordu.

    Şems'le olan ilişkileri gün geçtikçe gelişiyordu. Niha­yet bir gün geldi, Mevlâna, Tanrı aşkıyla alev alev yanan bir çerağ haline geldi. Bu konuda Şems O'nun mürşidi olmuş oluyordu,

    Böylece zahir ilmi bir kenara koyarak, batını ilim de­diğimiz «irfanla» ilgilenmeye başlamıştı. Talebelerinin bütün itirazlarına rağmen O, verdiği bu kararından dönmedi, yoluna devam etti.

    Yıllarca bu yolda çalıştı. Allah bilgisinin olgun bir mümessili olma yolunda her engeli aştı. Giderek gelişecek olan Mevlevilik tarikatının ilk nüvesini kurdu ve etrafına gelen ham ervahı yetiştirmeye çalıştı...

    Mevlâna Celaleddin-i Rumî 17 aralık 1273 yılında Hakkın rahmetine kavuştu. Naşı Konya'deki yeşil türbeye defnedildi.

    FİKİRLERİ

    Şeriat ve Tarikat

    Mevlâna'ya göre önce İslâm'ın dış kısmı dediğimiz, şeriat esasları gelir. Bu esasların hiç tavizsiz yerine geti­rilmesi gerekir. Bu emir ve yasaklar bir kenara bırakılarak tasavvufa dalmak büyük bir cinayettir. Zira Cenab-ı AMah insanların kendi emir ve yasaklarına göre yaşamalarını mutlak istemektedir.

    Nitekim :

    «Ben Hz. Peygamberin izi tozundayım» derken bütün çevresindekilerin dikkatini bu noktaya çekmek istemiştir. O'nun bu sözü Kur-an-ı Kerim'deki şu İlâhi ayetin mânâsı İstikametinde söylenmiş olması düşünülecek olursa Hz. Peygomber'in ahlâk ve hayatına ne kadar bağlı olduğu kendiliğinden ortaya çıkar: -

    Kur'an'da buyurulur ki :

    «Kim Resûl'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur.»

    Başka bir ayette de :

    «Muhakkak ki sizin için Allah'ın Resûl'ünde güzel örnekler vardır...» buyurulur.

    Allah Aşkı

    Mevlâna her şeyi yoktan var ederek bu varlık âlemine getirmiş olan Allah'a İlâhî bir aşkla bağlıdır. Bu konuda o kadar ileri gider ki ölümü bir vuslat vesilesi olarak kabul ederek, ölüm gününü düğün gecesi «Şeb-i arus» olarak kabul eder.

    İlâhî aşk onda her şeydir. Akıl ile aşkı karşılaştırdı­ğında şöyle der :

    «Akıl, aşkın şehrinde aciz kalmıştır. Âşıkın ve âşıklığın hakikatini ancak yine âşık söyleyebilir...» Ve akla çok önem vermez. Zira O'na göre akıl her şeyi çözebilecek bir kabiliyete sahip değildir.

    Geniş Hoş Görüsü

    Mevlâna'nın en önemli özelliklerinden birisi de bütün insanları sevmesi ve onları oldukları gibi kabul etmesidir. İnsanların hataları ne kadar çok olursa olsun Allah'ın (c.c.) onları aî edebileceğini hatırlatarak ümitsizliğe düşmenin, ye'se kapılmanın yersiz olduğunu savunur ve onların mo­ralini takviye etmek suretiyle hayata bağlar. Düşüncele­ri, inançları, anlayışları ne olursa olsun bütün insanlığı dergâhına çağırarak onlarla ilgilenmek ister:

    «Yine de gel... Yine de gel! Ne olursan o!, yine de gel! Kâfir, Yahudi, Mecusi veya Putperest olsan yine de gel Bizim dergâhımız ümidsizlik dergâhı değildir, Yüz kerre tevbeni bozmuş olsan bile yine gel...»

    Şeklinde söylediği ve kendisinden sonra bir çok ke­reler münakaşa konusu olmuş olan bu şiirinde bu temayı işlemeye çalışmıştır.

    Tevazusu

    Mevlâna Celaleddin-i Rumî, diğer ekseri mutasavvıf­larda da gördüğümüz gibi tevâzuyu sever. Kibir ve gurur onun iki düşmanıdır. Bu sözümüze en büyük şahid, O'nun Cüzzamlılarla aynı havuza girerek yıkanabildiği»dir.

    Bu arada tevazu denince tasavvuf erbabının akla ge­leceği hususu herkes tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. Şu fıkra bu konuda son derece önemlidir:

    «Bîr şahıs, bir gün bir mutasavvıfa gelerek, «Âlimle arifin farkını» öğrenmek ister. Mutasavvıf ona şöyle der:

    — Yarın bir dergâhın kapısına dur. Her çıkan mürid'e «Bu dergöhd'a en bilgili kimdir acaba? Benim bir müşkilîm var, onu danışmak istiyorum» de. Sonra oradan aldı­ğın cevapla aynı şeyi bir de bir medresenin kapısında du­rarak sor, der.

    O şahıs, kendisine tarif edildiği şekilde, gider dergâhın kapısında durur ve ilk çıkana durumunu anlatır, o şahıs:

    —• Sizin aradığınız arkada, der.

    .   Arkadan gelene durumu açtığında o da ;

    — Sizin aradığınız arkadan gelen, der.

    O şahıs her çıkana bu şekilde durumu arz ettiğinde her çıkan «En bilgi şahsın arkada olduğunu» söyledikten sonra en son çıkanın artık o şahıs olduğuna kesin olarak inanarak tevazuyla yanaşarak aynı şeyi ona söylediğinde, o son şahıs şu cevabı verir:

    — Eyvah, o şahıs önden çıktı, kaçırdınız!

    Dergâhdan bu cevabı alan o şahıs, kendisine verilen emre göre, doğru bir medresenin kapısı önüne gider ve ilk çıkana ;

    — Af edersiniz, benim bir sorum var onu bir bile­ne sormak istiyorum. Acaba bu medresede en bilgili kimdir? diye sorar. O ilk çıkan zat:

    — O -en bilgili şahıs- benim, ne soracaksan bana. sor, der. Sonra bu iki tabaka arasındaki tevazu farkını, anlayış özelliğini en güzel bir şekilde anlamış olarak, o şahıs medresenin kapısından uzaklaşır.                                                          

    İslâm dünyasında, genellikle isim yapmış, birçok büyük alimlerde ne yazık ki bu tevazuyu göremiyoruz. Günümüzde de kendisinde ilim olduğunu sanan birçok şahısla görüşüp konuşmak büyük bir cüret olmuştur. Fakat, bir mutasavvıfa her türden insan gidip derdini açabilmekte ve onunla konuşabil me imkânına sahip olmaktadır.

    İslâm, bütün insanlardan mütevazı olmalarını fsrark'ı istemektedir. Ve hele bu şahıslar, bu kutsal dinin tahsili­ni yapmışlar da cemiyete Örneklik iddiasında iseler, bu on­lar için vazgeçilmez en önde gelen hususiyetleri'olması gerekir. Zira yarın herkes gibi bunlar da Cenab-ı Hakkın karşısında hesap vereceklerdir. Eğer Resûlullah (s.a.v.)'e lâyık varisler olamamışlarsa O'nun kınamasıyla karşılaşacakları gibi ızdırap ve üzüntüleri de elim olacaktır.

    Eserleri

    Mevlöna tasavvuf! bir şairdir. Şiiri fikirlerini anlatmak için bir vasıta olarak görür. Yoksa şair olmak için şiir yaz­mamıştır. Gerek şiir ve gerek nesirleri incelendiğinde temel hedef olarak, bir takını nükte ve teşbihlerle insanları ikaz ederek Allah'ın emir ve yasaklarına sarılmalarını temine çalıştığı görülür.

    En önemli eserleri şunlardrı:

    1 —: Mesnevi : Divan edebiyatımızda bir şiir şekli olarak yazıldığı için eserine bu ismi vermiştir. Bu baştan sona kadar Farsça olup içinde 25618 beyit vardır. Altı bü­yük cilt şeklînde olup, Mevlâna'nın tasavvufi fikirlerini iş­lemektedir.

    2 — Divân-ı Kebîr : Bir kısmı Farsça ve bir kısmı da .Arapça yazılmış olup Mevlâna'nın coşkun bir halde iken yazdığı şiirlerden meydana gelmiştir

    3 — Fihî-mâ Fih : Mevlâna'nın sohbet ve nasihatla-rını içinde toplayan bir kitabıdır.

    4 — Mecâlis-i seb'a : Mevlâna'nın Arapça söylediği vaaz ve hutbelerini içine almaktadır.

    5 — Mektûbat : Mevlâna'nın yazdığı mektupları içine almaktadır. Bu kitapda 147 adet mektup vardır. Ge­nellikle Selçuklu Sultanlarına yazılmışlardır.

    Şiirlerinden Örnekler

    Mesnevinin ilk on sekiz beyti :

     

    Dinle neyden, duy neler söyler sana

    Derdi vardır ayrılıklardan yana:

     

    «Kestiler sazlık içinden» der, beni

    Dinler, ağlar hem kadın hem er benî.

     

    Hasret anlatmam için bulmam gerek.

    Ayrılıktan parçalanmış bîr yürek.

     

    «Asi» ı kaybetmişse biç insan: arar;

    «Asi» a donmekçin hep, uygun ân arar.

     

    Dosta kâh yoldaş olup kâh düşmana,

    İnleyip sesler duyurdum her yana.

     

    Dost olur - zannınça - her insan bana;

    Bihaber, gel gör kî; sırrımdan yana.

     

    Sırlarım olmaz iniltimden uzak ;

    Her göz etmez fark, işitmez her kulak.

     

    Saklı olmaz birbirinden can ve ten.

    Canı her göz görmez amma, bil ki sen.

     

    Bir ateşdir, ses değildir, ney sesi

    Kimde yok ateş yok olsun böylesi.

     

    Sevgiden ağlar eğer ağlarsa ney;

    Sevgiden çağlar eğer çağlarsa mey.

     

    Ney o şeydir: Perde yırtıp perdesi,

    Dost edinmiş dosta sırf hasret herkesi.

     

    Hem devadır ney denen şey, hem zehir;

    Bir bulunmaz arkadaştır, hemfikir.

     

    Anlatır ney, aşkı Mecnûn'un nedir:

    Kanlı bir yoldan haber vermektedir.

     

    Müşteri; Yalnız kulak; dil söz dedi.

    Âşkı mecnun bildi; âkil bilmedi.

     

    Derdimizden gün zamansız dolmada,

    Her yanış bir günle yoldaş olmada.

     

    Gün geçip isterse yaz ersin güze.

    Ey temiz insan, sağ kafi bize!

     

    Kandı her varlık, balık kanmaz suya;

    Rızk eğer eksikse: Gün dolsun mu ya!

     

    Anlamaz olgun adamdan, ham adam;

    Söz hem az, hem öz gerektir vesselam.

    (Abdullah Öztemiz

     

    Gramercinin Sorusu

    İlmiyle mağrur bir gramer bilgini, bir gün, kıyıda duran bir kayığa binerek karşıya geçmek İstediğini söyler.

    Can gözü açık olmayan, ancak sakal ve sargı görür. Adamın ileri veya geri oluşunu, onu tarif edenden öğretir.

    Kayıkçı hem kürekleri çekiyor ve hem de bu mağrur adama bakıyordu. İşte biraz sonra bilgin müşteri, kayıkçıya şöyle sordu :

    — Sen hiç gramer okudun mu?

    Hayatında ilk defa duyduğu bu kelimeye kayıkçı :

    — Hayır! Ben cahil bir kayıkçıyım, diye cevap verdi.

    Bilgin kişi :

    — Eyvah, gitti ömrün yarısı! diye hayretle karşılık verdi.

    Bir müddet gittikten sonra, denizde bir fırtına çıkar. Fırtına gittikçe artar, kayık batma tehlikesiyle karşı kar­şıya kalınca: O zaman kayıkçı, karşısında korkudan tir tir titreyen bu bilgine dönerek :

    — Efendi, efendi! Yüzrne  bilir misin, yüzme?

    Diye sorar. Bilgin bu soruya :

    — Hayır bende yüzgeçlik arama. Diye cevap verince, kayıkçı :

    — Eyvah, gitti ömrün hepsi! diye cevap verdi.

    Mesnevi:

    İstersen dünyada zamanın allamesi ol, Ama, dünyanın yokluğunu da gör, zamanın yokluğunu da...

    Gramerciyi size, yok olma gramerini öğretmek için Hikâye arasında hikâye ettik.

    Fıkıhı bilmeyi de yok olmada bulursun,

    Nahvi tahsil etmeyi de, sarftaki değişiklikleri de.

    Herkesin   hareketi   ve   görüşü,   bulunduğu   makama uyar. Herkes âlemi kendi görüş çerçevesinde görür.

    Gazel

    Pek acayip bir şey bu :

    Güz mevsiminde olduğumuz halde

    Birdenbire güneş hamel burcuna girdi baktım.

    Baktım birdenbire ilkbahar oldu.

    Birdenbire kaynadı kanım.

    Nerdeyse hani

    Bulanıp kanıma

    Bir deve gibi köpürecek

    Bîr deve gibi oynamağa başlıyacağım.

    Bîr uzaklaşıp bir yaklaşması kan dalgalarının

    Kendinden geçmiş, insanla dolu bir ova

    Ölümsüz ve gölze görülmez bir işaret âlemi

    Baktım birdenbire canlandı ölü

    İhtiyarlar baktım genç oluverdi

    Bakırlar kesildi safi altın.

    Daha iyisi geldi yerine,

    Daha güzeli geldi baktım

    Şehrimizden ayrılanın

    İşret ve zevkü sefa sarmış şehrimizi

    Elinde bir kadeh var her sarhoşun

    Bazısı kâm almış, rahat ve sakin

    İşrete doğru koşmakta kimi

    Gürü! gürül süt ırmağı bir yanda, Bir yanda gürül gürül bal nehri.

    Pek acayip bir şey bu :

    Bir şehirde padişah bir tane olurdu.

    Gökyüzünde ay bir tane

    Bu şehir padişahlarla dolu,

    Gökyüzü Aylarla, Zühal'lerle.

    Sen haydi koş, var git hekimlere

    Orada işiniz yok, de, sizin.

    Orda ne dermansızlık, ne dert var de,

    Orda ne gam ne kasavet var de.

    Orda ne kadı ne vali

    Ne bey ne de beyin muhtesibî.

    Dâvalar, düşmanlıklar, kavgalar zâten

    Denizler ötesinde hiçbir zaman yürüyemedî.

    (A. Kadir)

    Kazvinli İle Döğmeci :

    Kazvinlilerin eski bir odeti vardı. Vücutlarına, kol ve omuzlarına iğne ile mavi düğmeler yaptırırlardı. Bir gün bir kazvinli bir düğmeciye gider:

    — Göğsüme bir döğme yap... Fakat canımı acıtma... der.

    Döğmeci:

    — Peki,, ne resmi döğeyim? Kazvinli :

    — Benim burcum arslan. Kükremiş bir arslan resmi doğ. Dikkat et döğmeyl adamakıllı yap... der.

    Döğmeci :

    — Peki! diyerek iğneyi Kazvinlinin göğsüne saplama­ya başlar. Müthiş bir şekilde canı acıyan Kazvinli :

    — Aman usta... Ne yapıyorsun, canımı yaktın, diye bağırır.

    — Ne yapayım, arslan doğ dedin, onun resmini yapıyorum.

    — Neresinden başladın?

    — Kuyruğundan...

    — Bırak şu  kuyruğunu,  canım acıyor. Benim arslanım kuyruksuz olsun.

    Usta yine, peki, diyerek döğmeye başlar.

    Kazvinli :

    — Aman canımı yaktın. Burası neresi?

    Diye sorar.

    — Kulağı...

    — Bırak kulaksız olsun. Orasını da yapma. DÖğrneci resmin bir başka yerinden başlar. Kazvinli

    yine feryadı basar:

    — Neresini yapıyorsun?

    — Gövdesini yapıyorum, der.

    — Bırak benim arslanım gövdesiz olsun. Fena acıyor. Neredeyse bayılacağım...

     Döğmecinin sabrı taşar. İğneyi elinden atarak şöyle haykırır:

    — Ben senin gibi adam görmedim. Kuyruksuz, ku­laksız, gövdesiz arslanı kim gördü?.. Allah bile böyle ars­lan yaratmamıştır. Haydi git işine... der, Kazvinliyi dükkânından kovar.

    Mesnevi:

    Kardeş, iğne yarasına sahteyle ki,

    Kâfir nefsinin iğnesinden kurtulasın.

     

    Varlıklardan kurtulmuş olanlara felek,

    güneş de, ay da secde eder.

     

    Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanına

    güneş de bulut da tabidir.

     

    Gönlü ışık yakmayı, ışık vermeyi öğrenmiş olan kişiyi

    güneş bile yakamaz.

     

    Varlığın o varlığı meydana getirenin varlığında,

    bakırı asit içinde eritir, yok eder gibi erit de altın ol.

     

    Sen, sıkı sıkıya (ben) e (biz) e yapışmış, (yokluğu ve birliğe ulaşmamış)sın : Bütün bu bozuk düzen işler, bütün bu perişanlıklar, ikilikten meydana çıkıyor...

    Söylenmemiş Bir Söz:

    Susma öyle

    Duyulmamış bir söz söyle

    Bir söz ki: Olmasın hiç endazesi.

    İşitilmemiş sözlerin sayılsın en tazesi!

    Bir söz ki: Tatbîkçisi her bir müşgülü çözsün (yensin)

    Bir söz ki: iki cihan onunla yenilensin.

    (Basri Gocul)

    Bir Rubai :

    Bak! bağ u bahar u servler ey canım!

    Gönlüm yine gitmemek diler ey canım!

     Aç, arkana at nikabını, kal burda

    Yok kimseler evde, gittiler ey canım.

    (Orhan Veli Kanık)

    Kendini Deli Gösteren Akıllı

    Adamın biri: «Bir akıllı arıyorum, onunla meşverette bulunacağım, bir müşkülüm var, ona soracağım...» diye herkese sorar, durur. Bu sözü duyan birisi ana :

    — Bizim şehirde, kendisini deliliğe vuran biri var. Bir sopaya bîner, çocuklarla birlikte koşar, durur. Ondan daha akıllısını bulamazsın. O, delilik kisvesine bürünmüş, tedbir sahibi, bilgin bir kişidir, der. Bu söz üzerine adam, kalkar o şehre gider. Sora sora deli dedikleri ihtiyarı buiur:

    — Ey sopaya at diye binen adam. Bir an için atını bu yana sür... diye seslenir. Deli, koşarak gelir;

    — Çabuk söyle... Atım kötü huyludur, teper.

    Adam müşkülünü sorar:

    — Evlenmek istiyorum... Nasıl bir kadın bulmalıyım? Deli :

    — Dünyada üç türlü kadın vardır:

    Birincisi dert.

    İkincisi mihnet.

    Üçüncüsü ziynet...

    Birinciyi alırsan, sana hiç yar olmaz.

    İkincisi, yarısı senin olur, yarısı senden ayrı kalır...

    Üçüncüsü ise tamamen senin olur. Diyerek uzaklaşır.

    Adam arkasından koşar:

    — Dur, gitme n'olur. Şunu etraflıca anlat... Bu üç çeşit kadın kimlerdir?

    Deli, sopasının gemini çeker, şu cevabı verir:

    — Birincisi çocuklu bir kadındır. Bütün sevgisi ilk kocasından olan evlâdınadır. Hatıraları daima çocuğuna ve onun babasına gider.

    İkincisi sadece dul kadındır. Yarısı senin yansı eski kocasmındır.

    Üçüncüsü bakire olanıdır. O tamamiyle sana mal olur.

    Deli bunları söyledikten sonra, sopasını mahmuzlayıp çocukların arasına katılırken, odam yakasından yapışır :

                          Ey ulu insan. Bir sualim daha kaldı. Onu da cevaplandır, öyle git... der. Deli:

    — Çabuk sor... Çok duramam. Çünkü oyunum gecikti. Top oynayacağım. Adama tekrar sorar:

    — Bu kadar akla, edebe sahip olduğun halde, bu delilik oyunu neden?

    Cevap verir ihtiyar bilgin :

    — Bu şehrin külhanbeyleri beni şehre kadı yapmaya karar verdiler. Reddettim. Kabul etmediler. Senden daha ulusunu, tedbirlisini bulamayız, dediler. Bunun için kendimi deli, divane gösteriyorum... Kadı olmaktansa deli olmak daha hoş.

    Büyük mutasavvıf Mevlâna Celaleddin-i Rumî, Türkçe beyitler de söylemiştir. Bunlardan bir örnek olmak üzere aşağıdaki şiirini sunuyoruz :

    Bu ayrılık oduna nice ciğerim yane

    Aşk odu nihan olmaz, yanar düşecek câne

     

    Mecnun gibi vaveyli oldum yine divane

    Fitnelü ela gözler çün uykuban uyane

     

    Ey şah Şücaüddin Şems ül Hakk-î Tebrizî

    Rahmetten eğer nola, bir katre bize döne

    Mevlânanın diğer bir Türkçe dörtlüğü de şöyledir:

    Kiçkînen oğlan sen bize gelgil Yol bulamazsan dağdan gelgil

    Ol çiçeği kim yazıda buldun Kimseye verme hasmına vergi,

    Mevlâna'nın eserleri özellikle Mesnevisi yıllardan be­ri insanlar arasında zevkle okunulagelmiş dinî-tasavvufî bir edebiyat ve öğüt kitabı olarak tanınmıştır. Bundan sonra da bu rağbet devam edecektir.

    Madde yığınlarının ezici çarkları arasında, ezilen İnsan ruhları kalp huzuru aradıkları zaman, gönülleri rahat-landırıp ferahlandıran dinî metinler onlar için en önde gelen tedavi reçeteleridir. Özellikle günümüz insanının kaybolmaya yüz tutmuş mürüvvet, samimiyet ve fazilet hisse­lerine yeniden kavuşabilmesi ve insanî özelliklerine yeniden sahip çıkabilmesi ancak, Kur'an ayetleri, Resûlullahın sünneti seniyyesi ve böyle - Mesnevi gibi - klasik İslâmî-tasavvufî eserlerin tavsiyelerine sarılmalarıyla gerçekleşecektir.

     

     

     

    Kutsal topraklardan resimler.

    Thumbs/tn_Kabe.jpg

    Thumbs/tn_Mina_Nebi.jpg

    Thumbs/tn_Arafat.jpg

    Thumbs/tn_Cennet-ul_baki_Hz_Osman.jpg

    Thumbs/tn_Cennet-ul_baki_Kapisi.jpg

    Thumbs/tn_Cennet-ul_baki_Validelerimiz.jpg

    Thumbs/tn_Cin_Mescidi_Son_Hali.jpg

    Thumbs/tn_Hirada_Gun_Dogusu.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Guney.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Guney_Bati.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Guney_Dogu.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Guney_Zirve.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Kuzey_Dogu.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Kuzey_Zirve.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Magara.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Magarada_Biri.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Zirvede_Keciler.jpg

    Thumbs/tn_Hira_Zirvede_Ziyaretciler.jpg

    Thumbs/tn_Kabenin_Anahtari.jpg

    Thumbs/tn_Kibleteyn_Minare.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Kroki.jpg

    Thumbs/tn_Kuba_Mescidi_Medine.jpg

    Thumbs/tn_Kubbe-i_Hadra1.jpg

    Thumbs/tn_Kubbe-i_Hadra2.jpg

    Thumbs/tn_Mesaril_Haram_Muzdelife.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Genel.jpg

    Thumbs/tn_Akabe_biat_yeri.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Aksa.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Aksam.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Gece.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Ogle.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Yatsi.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Havf.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_tek_minare.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Umumi.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Aksam.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Arka_Gece.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Baki_Kapisi.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Gece.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Gurub.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_ikindi.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Kose.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Kusluk.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Ogle.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_On.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Onden.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Sabah.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Nebi_Yandan.jpg

    Thumbs/tn_Mina_Cadirlar.jpg

    Thumbs/tn_Mina_Nebi1.jpg

    Thumbs/tn_Mina_Nebi_ici.jpg

    Thumbs/tn_Muallak_Tasi.jpg

    Thumbs/tn_Osmanli_Kislasi.jpg

    Thumbs/tn_Rume_Kuyusu.jpg

    Thumbs/tn_Safa_ile_Merve_Arasi.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram.jpg

    Thumbs/tn_Sevr_Dagina_Tirmanis.jpg

    Thumbs/tn_Sevr_Asagidan.jpg

    Thumbs/tn_Sevrde_Dinlenme.jpg

    Thumbs/tn_Sevrde_Guvercinler.jpg

    Thumbs/tn_Sevrden_Mekke_Gorunum.jpg

    Thumbs/tn_Sevrden_Hira.jpg

    Thumbs/tn_Sevr_Magarasi_Distan.jpg

    Thumbs/tn_Sevrden_Mescid-i_Haram.jpg

    Thumbs/tn_Sevr_Magarasi_ici.jpg

    Thumbs/tn_Tren_istasyonu_Medine.jpg

    Thumbs/tn_Tren_Medine.jpg

    Thumbs/tn_Ucak_Medine.jpg

    Thumbs/tn_Uhud_Dagi_ve_Sehitlik.jpg

    Thumbs/tn_Uhud_Genel.jpg

    Thumbs/tn_Uhud_Magara.jpg

    Thumbs/tn_Uhud_Okcular_Tepesi.jpg

    Thumbs/tn_Uhud_Sehitlik_Hz-Hamza.jpg

    Thumbs/tn_Yedi_Mescidler_Medine.jpg

    Thumbs/tn_Yukaridan_Kabe.jpg

    Thumbs/tn_Zemzem_Kuyusu.jpg

    Thumbs/tn_Sebir_Dagi_Mekke.jpg

    Thumbs/tn_Kuba_Mescidi_ici.jpg

    Thumbs/tn_Mescid-i_Haram_Minare_Aksam.jpg

    Thumbs/tn_Tren_istasyonu_ve_Mescid.jpg

    Thumbs/tn_Cennet-ul_baki_Ehlibeyt.jpg

    Thumbs/tn_Arafatta_Deve.jpg

    Hoş görülerinizle.       WwW.KitapGibi.CoM

     

     

     

    Mevlâna ve Konya’dan görüntüler.

    Thumbs/tn_Mevlana01.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana-el yapmasi.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana02.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana03.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana04.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana05.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana06.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana07.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana08.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana09.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana10.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana11.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana12.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana13.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana14.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana15.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana16.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana17.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana18.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana19.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana20.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana21.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana23.jpg

    Thumbs/tn_Mevlana24.jpg

    WwW.KitapGibi.CoM

    hadisler

    Hadis ilimlerine Bakış Muaz Özyiğit-Hadis ilimleri.yeni_dort.gif (1206 bytes)
    40 Hadis
    Kenzül İrfan Şeyh Esad ERBİLİ'nin derlediği 40 hadis.
    Hadis El Kitabı
    Hadisle ilgili temel bilgiler. - Ömer Sevinçgül
    Kitap ve sünnete dönmek
    Hadis ve kuran'a dönüş.
    Hadis Bibliyografya
    Hadis Eserleri bilgileri.
    Tenbihler
    Ramuz ve Tenbihül Gafilin'den derlenmiş.
    Mevzu Hadisler
    Prof.Dr. M. Yaşar KANDEMİR.
    Kudsi Hadisler
    Buhari-Müslim'den Al-İslam.
    M.Z.Kotku'dan Hadis Dersleri
    Ramuz El-Ehadis'ten.
    Hadis Usulü
    Prof.Dr. Subhi Es-Salih.
    Hadis İlimleri
    Prof.Dr. Subhi Es-Salih.
    Sünnet & Hadis
    Hadis ağırlıklı güzel bir site.
    Hadis Lugati
    Dr.Enver ÖREN.
    Riyazussalihin
    İ.Nevevi -
    Arapça A.Reader gerekli.
    Hadis Öğrenimi
    Hatib-i Bağdadi.
    40 Kudsi Hadis
    Sadreddin Konevi.
    Kıyamet Sahneleri
    Ramuz el Ehadisten Kıyametle ilgili Hadisler.
    Muhaddis
    Buhari,Sahabei kiram hayatlarını database olarak geniş sorgulama imkanları ile görebilirsiniz.
    Kutub-u Sitte ( 6 hadis kitabı) 
    Buhari, Müslim, Ebu davud, İbn-i Mace, Tirmizi, Nesai Hadis mecmuaları. 7000 küsür hadis.
    Buhari-Müslimin ittfak ettiği Hadisler
    Al-İslam'ın güzel bir çalışması.
    40 Hadis
    İmam NEVEVİ'nin derlediği 40 hadis.
    Mevzu Hadisleri Tanımak
    Hüküm vermede hadisin kullanılışı
    Korsan Hadis Rivayeti
    Oruçla ilgili Hadisler
    Meşhur hadis alimleri

    GÜZEL,İLGİNÇ YAZILAR
    _____________________________________________________________
    Karbon 14 metodu ve soru işaretleri Dr. Ö. Said Gönüllüyeni_mavi.gif (1279 bytes) Yaş tahmin tekniklerinden en önemlisi olan karbon 14 tekniğinin yıkılışı Sızıntı-2002
    A.L.Mektup Abraham LİNCOLN Abraham Lincoln'den oğlunun öğretmenine mektup. Amerika Tarihi.
    Nasihatler Şeyh EDEBALİ Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye nasihatleri. Osmanlı Tarihi
    Makam-ı Mahmud İsmail KAYA Makam-ı Mahmud hakkında bir yazı. İslam Ansiklopedisi
    Salat ve Selam Muhittin Akgül Peygambere Salat ve Selam getirme hakkında bir yazı. Eylül.2000
    Radikal özür dilesin Dücane CÜNDİOĞLU Yemende bulunan Kuran nüshası için yapılan müfteri yayına cevap. Ağustos.2000
    Siyasal İslam Ali BULAÇ Siyasal İslam hakkında bir çalışma. Temmuz.2000
    Hac günahları yok edermi? Mevlüt ÖZCAN Hac ibadetinin günahlarla ilgisi nedir? Mart.2000
    Hac hisleri Senai Demirci Hac ibadetinde duyulması gerekli hisler. Şubat.2000
    İslamda Şehid ve Şehadet Sadullah Ergun İslamda Şehid ve şehadet kavramları Şubat.2000
    Niçin Meal Okumalıyız? Murat Kayacan Meal nedir? ve neden ve nasıl okunmalı.. Ocak.2000
    _____________________________________________________________
    Hilf-ul Fudul Sadullah ERGUN İslam öncesi yapılan güzel bir yardımlaşma anlaşması.. Ocak.2000-Vahdet
    Türkiye yol ayrımında Mehmet KUTLULAR 1999  sonu itibariyle Türkiyenin   yeri.... Aralık.1999
    _____________________________________________________________
    BAŞÖRTÜ savunması 1 2 Nilüfer PEHLİVANLI 1999'daki üniversitelerdeki başörtüsü yasağı mağdurlarından PEHLİVANLI'nın savunması... Aralık.1999
    Ezansız Semtler tık Y.Kemal BEYATLI Osmanlının son dönemlerindeki özden uzaklaşmayı anlatan güzel bir yazı... Aralık.1999
    _____________________________________________________________
    Dua nasıl yapılmalı
    1 2 3 4 5
    Fevzi ZÜLALOĞLU Kuran orijinli yapılan dualar ve yapılma şekilleri.. Kasım.1999
    Tuzaklara karşı tavırlar 1 2 Murat KAYACAN Kafirlerin müslümanlara karşı hazırladıkları tuzaklara karşı tavırlarımız.. Ekim.1999
    _____________________________________________________________
    Dişi Deve Mucizesi 1 2 Murat KAYACAN Salih peygamberin Deve Mucizesi. Eylül.1999
    Azap kimleri kuşatır Murat KAYACAN İlahi azab, ve onun muhatabları, sebepleri vs. Eylül.1999
    _____________________________________________________________
    Hicreti hazırlayan sebepler Ramazan ÖZALPDEMİR Hicreti hazırlayan sebepler ve Peygamberimizin hicreti. temmuz.1999
    Hicretin İslam Tarihindeki yeri ve önemi Şükrü ÖZBUĞDAY Hicretin islam tarihindeki yeri ve önemi. temmuz.1999
    _____________________________________________________________
    Pakistanın Nükleer Güce Erişmesi 1 2 M.Han KAYHANİ PAKİSTANIN nükleer gücü elde etme hikayesi. 22.temmuz.1999
    Veda Hutbesi Hz.Muhammed(SAV) Peygamberimizin hac'da irad buyurduğu meşhur hutbe. 11.temmuz.1999
    _____________________________________________________________
    Ebced Hesabı İsmail Yakıt Ebced nedir? nerelerde ne maksat ve gayelerle kullanılmıştır. 27.mart.1999
    Mektup Kızılderili Reis Seattle Kızılderili Reisi Seattle'dan Washington'daki Amerika Başkanına yazılmış ilginç bir mektup. 22.şubat.1999
    _____________________________________________________________
    Üç güzel insan. Y.Dç.Dr.Enbiya YILDIRIM İhsan diye tanımlayabileceğimiz, ahlaki güzelliğin, günümüzdeki temsilcileri ve onların toplumdaki kutsallaştırılmasını tatlı bir şekilde ifade eden bir yazı. 1.şubat.1999
    Medresede okutulan dersler Mustafa ERGÜN Osmanlı döneminde ve günümüzde devam ettirilen Medrese eğitiminde kullanılan kitaplar ve onlar hakkında kısa bilgileri içeren enfes bir çalışma. 1.şubat.1999
    _____________________________________________________________
    Dini Musiki Bekir Sıtkı SEZGİN Uzun bir birikimin eseri olan dini musiki ve onun nerelerde nasıl icra edildiğini anlatan çok güzel bir yazı, konu başlıkları ise;EZAN, KAMET, SALÂTLAR, TEMCÎD VE MÜNÂCAT , CUMA GÜLBANKI VE HUTBE, TESBİH DUASI, TEKBÎR, TELBİYE, DURAK, ŞUĞUL, SAVT, İLAHİ, İSTİĞFAR, NEFES, NEVBE, BESTELİ NAATLAR, İRTİCALİ NAATLER , MEVLEVİ
       

    Kostenlose Homepage von Beepworld
     
    Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
    Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!