sanatbu

                                                      
bir kivilcim düser önce , büyür yavas yavas
bir bakarsin volkan olmus, yanmissin arkadas
dolduramaz boslugunu ne ana ne kardas
bu en güzel,bu en sicak duygudur arkadas  
ortak olmak her sevince,her derde, kedere   
ve yürümek ömür boyu, beraberce, el-ele...   
evet arkadas kim oldugumu, ne oldugumu,
 nereden gelip - nereye gittigimi sen ögrettin bana
elimden tutup karanliktan aydinliga sen çikardin
bana yürümeyi ögrettin yeniden el-ele ve daima ileriye!
birgün; birgün birbirimizden ayri düssek bile biliyorum
hiçbir zaman ayri degil yollarimiz; ve ayni yolda yürüdükçe
gün gelir ellerimiz yine dostça birlesir ayrilsak bile kopamayiz
olmasin hiç o ta içten gülen gözlerde yas
birgün gelip ayrilsak bile seninle arkadas...  

 

 

                      MEVLANA'NIN YEDİ ÖĞÜDÜ
1. Cömertlik ve Yardım etmede akarsu gibi ol.
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3.  Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4.  Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5.  Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6.  Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
7.  Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.

 

 

 UĞUR MUMCU Ugur Mumcu (22.08.42 - 24.01.93) ve um:ag - Ugur Mumcu Arastirmaci Gazetecilik Vakfi icin TIKLAYINIZ
Uğur Mumcu  ve um:ag - Uğur Mumcu Araştır-macı Gazetecilik Vakfı için  tıklayınız (22.08.1942 - 24.01.1993)

AZİZ NESİNAziz Nesin (20.12.1915 - 06.07.1995) - Aziz NESiN VAKFI icin TIKLAYINIZ- Klicken für Aziz NESiN STIFTUNG
Aziz Nesin (20.12.1915 - 06.07.1995) - Aziz Nesin Vakfı için tıklayınız - Klicken für Aziz Nesin Stiftung

ASIK MAHZUNI SERIF

                         

Iste gidiyorum Cesm-i siyahim
Önümüze daglar siralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahim
Karardikca bahtim karalansa da

Haydi dolasalim yüce daglarda
Dost beni birakti ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran baglarda
Ayagima cennet kiralansa da

Bagladim canimi zülfün teline
Sen beni biraktin elin diline
Güldün Mahzuninin berbat haline
Mervanin elinde parelense de

                                                              


Kendi hayatini kendi agzindan dinleyelim

Babamin dedigi dogruysa ,anamin da dedigi dogruysa 1943 yilinin ocak 3'ünde K.Maras Afsin'e bagli Berçenek köyünde dogmusum.Köyde ilkokul yokmus o zamanlar.Belli bir yasa gelen çocuklar Elbistanin Alembey Köyü'nde Haci Lütfi Efemdinin açtigi Hafiz Kuran kursuna gidermis.Yasim,ögrenim çagina geldiginde babamin istegi üzerine ben de Lütfi Efendinin medresesinde hafiz kursuna devam etmek üzere Alembey köyüne gittim,geldim...Bizim çevremizde kocaman bir yobaz bulutu döner.Haci Lütfi Efendi hiç çekinmeden,caninin istedigi sekilde,bilmedigimiz dillerle,bilmedigimiz isimlerle fetvalar verirdi durmadan.Arapçayi o zaman ögrendim.Simdi Arapça yazip okuyabiliyorum. Lütfi Efendinin medresesinde üç buçuk sayfada kaldim...

Derken köye egitmen,ardindan ögretmen verildi.Devam ettigim ilkokulu süresinde bitirdim.Gün oldu gönül bir seye takildi.O da su:Arada sirada Afsine,Elbistana subay kiyafetiyle dolasan genç çocuklar görürdüm.Bunlar assubay okulu ögrencileri idi.Çevrenin etkisiyle olacak,askerlige karsi büyük ilgim vardi.Tutturdum,ille ben de assubay olacagim,diye.Bu istegim yerine geldi.Ögrenim görmek,"subay olmak"için Mersin 3.Assubay Hazirlama Okuluna basladim.Bu arada sunu da belirteyim:Ben daha 10-12 yasinda önlüklü bir ilkokul ögrencisi iken dayimin kizi Emine ile nisanlanmistim,yine babamin ve akrabalarin istegiyle.1956 yilinda girdigim Mersin Assubay Hazirlama Okulunu 1959da iftiharla bitirdim.Ordonat Tekniker sinifina ayrilarak sinifina ayrilarak Ankaraya Ordonat Tekniker Okuluna geldim.Bu okul simdi benim yargilandigim okuldur;isin daha ilginç yani,bugün yargilandigim salon benim sinifimdi.Burada çok kisa süren bir egitim-ögretimden sonra Sivasa gönderildim.Ekreol Tepede bes ay stajerlik yaptim...

1960'ta ihtilalde payimiz oldu.Cemal Babanin emrinde biz bir grup genç silahlandirildik.Diskapi bölgesi bize verildi.Yil 1960in kasimi oldu.Bugün yargilandigim eski okulumun meydaninda bana ilk Atatürk ödülü verildi.O günün hatirasi olarak.Günün Ordonat Daire Baskani Resat Ülgenalp in imzaladigi ve gözlerimi öperek verdigi kitabi hala saklarim.27 Mayisin verdigi ruhla olacak askerligi daha da sevmeye basladim.Basarilarim beni bir yere dogru hizla sürüklüyordu.Gün geçti ben de "HALKÇILIK" ruhu daha agir basmaya basladi.Bu arada dayimin kizi Emine ile evlenmistim.Bir kizimiz olmustu.Mutlu degildim ,anamin babamin karari ile zorla evlenmistim.Çok sürmedi bu.Imam nikahi ile evlendigim karimi bir mektupla bosadim...

Gün geçti ben de "HALKÇILIK" ruhu daha agir basmaya basladi.Bu arada dayimin kizi Emine ile evlenmistim.Bir kizimiz olmustu.Mutlu degildim ,anamin babamin karari ile zorla evlenmistim.Çok sürmedi bu.Imam nikahi ile evlendigim karimi bir mektupla bosadim.Simdi bagimsizdim bir ölçüde.Halçilik ruhu beni baska yerlere sürüklemeye baslamisti.Sazi 1955-56 yillarinda okuldayken ögrenmeye baslamistim.Siirler yazmaga,türküler söylemeye basladim.Buda pek uzun sürmedi.Okulu terk etmek zorunda kaldim.Ve bugün hala terk ettigim okulun tazminatini ödüyorum.Yillar yillari kovaladi.Sazimla bas basa kaldim.Ankarada oturuyordum.Saz çalarak,siir yazarak kendimi yetistirmeye çalisiyordum.Serüven serüven üzerine geldi,geçti..Yil 1963 oldu."Doguda Kitlik Var"in yazari Halil Aytekineltanistik.Onun araciligi ile Fikret Otyami bulduk...Benim ilk gazeteci dostum Fikret Otyam oldu.Yardim etti bize.Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayüreke gönderdi.Basindan benim hakkimda ilk yazi Cüneyt Arcayürekin imzasi ile Hürriyette çikti.Bu dönem TIP'in kurulus yillarina rastliyordu.TIP yöneticileriyle iliski kurduk.Bize yalniz onlar sahip çikiyordu.Baska kimseyi tanimiyorduk,bizimle ilgilenen yoktu...

Bir Asiklar Dernegi kurmamiz gerekti.Nedeni de su idi.Türkiye de halk ozanalri sürekli ezilmislik,yoksulluk içinde yasamislardi.Bu durumdan tamamen olmasa da kurtulmalari gerekti.Örgütlenmeleri gerekiyordu.Biz bu gerekeni yaptik.Asiklar Dernegini kurduk.Sesimizi duyurmaya,çesitli yerlerde konserler vermeye çalistik.Bu çabalarimizda da basarili olduk.Dost Fikret Otyamin ve Gazeteciler Sendikasinin destegi ile konserler verdik.Zamanin turizm bakani Nurettin Ardiçogluna çiktik,yardim istedik.O zaman TRT dogrudan turizm bakanligina bagli idi.Radyodan N.Ardiçoglunun direktifi üzerine Asik Ihsani'ye Kul Ahmede ve bana söyleme izni verildi.Sendikanin destegi ve yardimiyla konserler verdik.Bunlarin en önemlisi Büyük Sinemada verdigimiz konserdi.Büyük ilgi toplamisti.Çabamiza destek oldu.Ondan sonra sesimizi yavas yavas duyurmaya basladik.Ve bu da uzun sürmedi sonunda...Önceleri ozanlarin seçildigi Türk Halk Ozanlari Derneginin basina avukatlar getirimeye basladi.Ilk kadersizligimiz bu oldu.Dagildik ondan sonra da...

Bana bir mücadele gerekiyordu.Kime ve neye karsi?Gün geçtikçe görerek,duyarak,sezinleyerek,okuyarak bunu daha iyi anlamaya basladim.Bütün benligimle kendimi saza verdim.Çaliyordum,söylüyordum ama çalismalarima bir yöntem vermem gerekiyordu.Geçmisteki ozanlari,yasayan ozanlari bir bir inceledim.Kendime yol gösterici,eylem kilavuzu olarak seçtigim Pir Sultan oldu.Ses olarak da etkilendigim Davut Sulari'dir.Toprak çocuguyuz,topraga karsi büyük bir özlemimiz vardir.Bunu da en iyi dile getiren Veysel Baba idi.Belirli bir derecede onun da etkisinde kaldim.Sulari'den etkilendigim sese,Asik Veysel mülayimligini kattim.Düsün felsefemi de yukarda belirttigim gibi Pir Sultandan aldim...Ve sunu anladim:O güne kadar halk ozanligi sürekli olarak istismar edilmisti.Halk siiri gelenegi gül,bülbül,çiçek,edebiyati ile uyutma perhizi olarak kullanilmisti.Ilk amacim bugüne kadar gelen bu kaliplari kirip,yikmak oldu.Olaylardan ve halk yasamindan aldigim gerçekleri konu olarak isledim..Ve bugüne kadar böyle geldik...

Dünya Görüsü

Yüzyillarca Alevi-Bektasi Halk Ozanlari; yasadiklari toplumun; deger
yargilarini, yasamdaki sinifsal çeliskileri, yasadiklari bölgenin cografi
kosullarini, halkin sevinçlerini, üzüntülerini, acilarini, kederlerini,
yoksulluklarini, varsilliklarini, korkularini, savaslarini en ince duygularla,
estetik degerler katarak anlatan halk bilimi insanlaridir. Bunlara birçok
örnek verilebilir. Pir Sultan Abdal, Sah Hatayi, Kul Hikmet, Kaygusuz
Abdal, Nesimi, Karacaoglan, Yunus Emre, Seryani, Ruhsati, Asik Veysel,
Sah Turna, Muhlis Akarsu,...bg. daha yüzlercesi sayilabilir...

Mahzuni Serif'in Inançsal Kimligi

Aleviler; Osmanli tarihinden (Kanuni'den) bu yana özellikle ortadoks sünni
kesimi tarafindan horlanmisv, ezilmis, baski görmüs, dislanmis... bg. zorla
asimile edilmeye çalisilmistir. Bu tarih aleviler açisindan Osmanliya karsi
bir baskaldiri tarihidir. Yapilan baski ve zulüm karsisinda kuskusuz
kimligini koruyamayan aleviler olmustur, ser verip görüsünden dönmeyen
binlerce alevinin oldugu da bir gerçektir. Bunlar tarihte yerlerini almistir.
Iste Mahzuni de bunlardan birisidir. Tüm baskilara karsi alevi-bektasi
kimligini koruyan, bu kimlikten onur duyan, bu kimlikten ödün vermeyen,
bu kimlikle evrensellige ulasan bir ozandir. Gerek tutucu aleviler, gerekse
bagnaz sünniler tarafindan inançsal kimligine iliskin yöneltilen elestirilere
Mahzuni gerekli yanitlari vererek gerçek kimligini ortaya koyuyordu. Iste
kendisinin dilinden, kendi kimligini ve kendi inançsal yönünü anlatan...Siirlerinden biri: Beni merak edip süphe duyanlar
Kendin bilmezlerin telasiyim ben
Aslim Horasan'dan topragim Afsin
Elbistan düzünün bir tasiyim ben Bir gün asik'larin kara gününde
Ah çekip dolastim sevda çölünde
Kuran'da okudum mursid önünde
Saz çalip söyleyen Bektas'iyim ben...Mahzuni gerçek aleviligin; insanin içinde oldugunu; aleviligin insansever,
barissever, esitlikçi ve toplumcu bir düsünceyi savundugu ve yalani, dolani,
sömürüyü, üçkagitçiligi, namussuzlugu, adeletsizligi, erdemsizligi,
hosgörüsüzlügü, bagnazligi, seriatçiligi,sekilciligi...vb. ret ettigini;...
...ben aleviyim demekle alevi olunamayacagini...

Seni hic unutmayacagiz....

 

 

      CAN YÜCEL KENDİNİ ANLATIYOR;

 

Bir kez gözaltındayken ‘Hayatını anlat’ dediler, bir başladım, nasıl susturacaklarını bilemediler, sonunda … ol git deyip kovdular.” Yaşamını ‘en güzel şiiri’ olarak niteleyen Can Yücel, yaşadıklarını, düşündüklerini yine kendi üslubuyla anlatıyor:
İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Leyli yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula leyli yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde ikiz kardeşimle kavga ediyorum diye yollandım.
Benimsemedim. Herşeyi benimsemediğim gibi… Futbol vardı, futbol oynuyordum.     İyi bir futbolcu olacaktım. Nasıl gol atacağım hala rüyama girer… Zaten şiirde de hep nasıl gol atacağımın peşindeyim ya!
Ankara’da Taşmektep. Ahır gibi. B...k bir yer. Futbol da yok. Üstelik vekil oğlusun. Hiç sevmedim… Ortaokul bitti, Atatürk Lisesi. Aynı numara orayı da sevmedim.
Klasik şube harikaydı. Harika kadro, Nurullah Ataç, Cevdet Kudret ders veriyor. Nazım okuyoruz. Dünya edebiyatını tanıyoruz. Latince öğreniyoruz. Sekiz öğrenciyiz. Gazi Yaşargil de orada. Gazi çok çalışkan, bize karışmaz. Orda komün kurduk, harçlıklarımızı komüne verip para biriktiriyoruz. Dışarı gitmek için. Sonra tüm topladığımızı Gazi’ciğimize verdik, onu dışarı yolladık.
Ben babama hep posta koyuyorum. Tek parti numarası vardı ya. Utanıyorum senden derdim. O da niye utanıyorsun diye çıldırıyordu. Arabasına binmezdim. Öyle bir gerginlik işte. Sonunda beni Cambridge’e postaladılar. Bu da çılgınlık. Ben Dil Tarih Fakültesi’nde Almanca öğrenmiştim. Alman edebiyatını biliyorum, İngilizce bilmiyorum. Niye yolluyorsunuz beni Cambridge’e. Çılgınlık işte! Züppelik işte!
Cambridge’de Allah muhafaza kuş gibiyim. Ben de hayatta kuş gibiliğe razı değilimdir. Bütün katolik papaz çocukları benim Latince’nin on mislini biliyor. Ben de kafayı modern tarihe taktım. Bertrand Russel derse gelir… Ama hem kuş gibiliğe hem ukala İngiliz numaralarına yokum… Ayrıldım Linkfield’a gittim. Bülent, Rahşan orada. Ali Neyzi, Yavuz Bayraktar orada. Havuzlu, tenis kortlu, lüks evlerde oturuyorlar, ama yemek yiyecek paramız yok. Babam geldi ziyarete. Mezarlıktan ebegümeci toplayıp ikram ediyoruz… Londa’da resim tarihi öğrenmek için ‘Court of Institute of Art’a gidiyorum. Orada bizim ressamları buldum. Avni, Bedri Rahmi’ler, Selim, Şadi Çalık, İlhan Koman. Orada hem eğlendik hem öğrendik… Arada şişeye giriyoruz.
İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındaydım. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından şiir yazdım.
Ben mümkün olduğu kadar aile içinde yaşadım. Bütün serseriliğime rağmen aile köklerimi kaybetmedim. Aile değil sade, arkadaşlarım için de böyledir. Öldükleri zaman Şiir yazarım.
Şiire babamın yardımı çok oldu. Hep Şiir çevresindeydim. Babam okur, babaannem okur… Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana… İngiltere dönüşümde çevreme çok dikkatli baktım. Herkesle beraber olmayı ve dinlemeyi seçtim. Cahit’le, Orhan’la … Bu arada insan şiiri kaybedebilir de. Ama temelde şiir güdüsü yatıyordu. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsIn. 

Elbette hümanizma beni etkilemiştir. Böyle yetiştim ben. Baba Mevlevihane’de doğmuş, yetişmişti. Babam her ne kadar Batıcı, Atatürkçü, Batılılaşma hareketinin bir yığını olarak yaşamışsa da Şark edebiyatı, mistizm, Divan Edebiyatı ve bizim temel gökkubbemiz musikisini de birleştirmişti. Ama ben o kadar şanslı değilim. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir.
Şiir bir terlemedir. Güneş güneş sözlerle… ve böyle böyle eriyip gider. Dünya gibi tıpki; döndükçe terleye terleye…
Benim gördüğüm, aşk, sevmekten başlayan azgınlıktır. O kadar çok sevmek ve azmak lazımdır ki aşk için, hiç bir boğa seni tutamasın, hiç bir toreoador sana kırmızı şal göstermesin… Evet aşk, kendine mahsus bir boğğa güreşidir. Picasso dahi bunu çok iyi bilir.
Oktay Rıfat’ın söylediği gibi: Kelimeler, günlük konuşma va iletişimde yıpranırlar. Oysa kelimeler bütünselliğin parçalarıdır. Şiir, kelimeleri bir galaksiye iade etmektir. Bu arada kurulan güzellikler, bütünlükler büyük bir happening olur.
Eskiden babaanneme anlatırdım. Bak şimdi şu yazıdan 50 lira kazanacağım, ötekinden şu kadar… diye. Kadıncağız kahkahalarla gülerdi. Hiçbiri doğru çıkmazdı. Para kazanmak için birtakım işler yaptım, tercümeler, fıkra yazarlığı. Ama aldığın para para değil, ekmek parası bile değil. Peki nasıl geçiniyorum? Ankara ve Dragos’taki baba evlerini sattık, Kuzguncuk’ta ev aldım. Artık babam sayesinde parasızlıktan şikayetim yok.
Şiir benim için meslektir. Düne ve geleceğe bakışımla birlikte yürüyen özgür bir meslektir. Son zamanlarda kitaplarımdan gelen parayla yaşamımı sürdürüyorum. Bu benim için çok önemli birşey.
Şiir yazmada intizamım var. Hep şiir düşünüyorum… Ben ki, büyük planlarda, İşçi Partisi döneminde on yıl şiir yazmadIm… Şimdi ciddi olarak çalışma olanağım var. Rahatım yerinde. W.B. Yeats’in dediği gibi: Ben gençken ilhamım ihtiyardı. Şimdi ben ihtiyarım, ilhamım genç…
Ben hep iki tür düş görüyorum. Ya futbol düşleri ya da erotik düşler. Erotik düşler, eski hikayelerle . Kadınları çok seviyorum. Kadın erkek çelişkisi çok önemli. Çok yakın bu iki cinsin, bu çelişkiyi gerilim içinde yaşaması bir mucize. Erotizm bu gerginliği yaşama. Hayatın temelindeki erotizm bu. En güzel yanı insanları ayakta tutması…
Yabancı bir televizyon görüncesinde bitkilerin nasıl çiftleştiğini seyrederken ağlıyorum… Derken aklıma geliyor Güler’le ilk seviştiğimiz. Orda da ağladığını gülerek hatırlıyorum.

Ben 7 yaşında 70 yaşında gibi hissettim kendimi. 70 yaşında da kendimi 7 yaşında gibi hissediyorum. Bundan dolayı iş karışık… Belli bir yaştan sonra insanda çocuklaşma demeyeyim de, dünyaya çocuk açısından, çocuk gibi bakma ihtiyacı doğuyor. Zaten bazı şeyler de ancak çocukça anlatııabilir geliyor bana.
Şiirden değil, çeviriden yattım. Che Guevura’nın ‘İnsan ve Sosyalizm’ ile Che, Mao ve bir Amaerikalı generalin yazdığı ‘Gerilla Harbi’ kitaplarını çevirmiştim. Amerikalı general kontrgerillayı anlatıyor. Dava dört yıl sürdü. Amerikalı general yüzünden mahkum olduk.

Şairlerin hepsi hapishane kuşudur. Kendi kendilerine acımaktadırlardır ki, insanın en büyük kabahatı budur. Ondan dolayı çok güç çıkıyor şiir, daha doğrusu şair çıkmıyor da şiir çıkıyor ara sıra.
Benim şiirimde de siyasetimde de hakim iki unsur var. Bu iki unsurun çelişkisi ve sentezi bana yaşama gücü veriyor. Olup bitene ve olup bitenin sorumlularına karşı öfke; olması gerekene, olabileceğe ve onu getirecek olan büyük emekçi ve aydın kitlelerine sevgi… Öfke ile sevgi arasında çırpınan bir çelişkinin içinde yaşıyorum ben. Şiirlerimle de, siyasamla da, bana enerji, akıl ve yaşama sevinci veren şey, öfkeyle sevincin çelişkişi.
Küfrü ve argoyu halk kullanuyor. Yazdığımız şey de halkın nabzı ve ağzı olduğuna göre elbette bu küfür de kendiliğinden katılıyor işin içine. Aslında küfür bir özgürlük davasıdır. Türkiye’de kala kala küfretme özgürlüğü kalacak. O özgürlüğü de elden bırakmak istemiyorum.
Aslında bir kül tabağıdır dünya. İçine bir güneş bastırılmış. Amma da izmarit ha!
Ölmekten değil, ölümün acısı olmasından, işkenceden korkuyorum. Ölüm içimizdedir, her doğan çocuğun içinde. Ölüm bütünselliktir. Bu bütünselliği bozacak, beni parçalayacak acıdan korkuyorum. İnsanı ezici, bütünselliği bozucu her şeyden nefret ediyorum…

"ŞİİR GÜRÜLTÜDEN MÜZİĞE GEÇİŞTİR'"

1988' de kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ifadeyi kullanan Can Yücel, müziğe geçişini şöyle anlatır : ''İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasıydayken. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından bir şiir yazdım. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana... Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.''

Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde, Octavia Paz'la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık, ''Tek bir şiirin, kendini bütün şairlere yazdırması'' düşüncesidir. Octavia Paz, ''Şairler aslında bir tek şiiri yazar'' derken, Can Yücel şunları söyler : ''Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeterki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir...Pat diye gelir O, ya bir afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.''

 

''ŞİİR YAŞAMI ÇEPEÇEVRE SARAN BİR İLKE..''

Şiiri yaşamı çepeçevre saran bir bütünsellik olarak değerlendiren şairin şiirindeki temel öğeler, bu bütünsellik anlayışıyla bağdaşır : Mizah, alay, yergi, öfke, sevecenlik, lirizm, eleştirel bir dünya görüşü, siyasal bilinç...

Can yücel'de mizah ve yergi başkasını küçük düşüren, gülünçleştiren bir mizah değildir. Yalanı, aldatmacayı, haksızlığı toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alır ve zaman zaman bunların farkında değilmiş gibi kendisiyle de dalga geçer. O'nun şiirlerinde aldatanın da aldatılanın da gülünçlüğünü buluruz.

HIYARARŞİ

Hıyar diyorum
hayır ben turşuyum diyor.


Can Yücel şiirlerinde var olan ironi için şunları söyler :

''Harika odur ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.''

Öfke ve sevgi, nefret ve lirizm Can Yücel şiirinde birbirini doğuran karşıt terimlerdir. "Şiir yaşamı çekip çeviren bir ilke. Diyalektik şiirde öfke ve sevgi olarak tecelli ediyor.Bu sevgi ve öfkenin diyalektiği eytişimdir. Bu nedenle sevgi ve öfkenin bir bileşimi olarak ortaya çıkar sanat." Tanımlamasında bulunan Can Yücel'in Sekizi bir yerde şiirinde bu eytişimi bulabiliriz :

 Can Yücel kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındaki görüşlerini şöyle aktarmaktadır :

''Goethe der ya : dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar.Bizde katıldık buna.Hala kahroluyorum.Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturtuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.'' Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda, töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla, şiirin içine girmiştir.

 

 

 

IKI DAMLA GÖZYASIMA

SATILDIM PAZARLARDA

KIRDILAR YÜREGIMI

KIRDILAR AZARLARLA

SÜRGÜNLERE YOLLADILAR

SABAH DÖRTTE YAGMURLARLA

BEN YANDIM ,

SIZ YANMAYIN ALLAH ASKINA !!!

Ahmet Kaya'nin biyografisi

Ahmet Kaya, Malatya'da bes çocuklu bir ailenin en küçügü olarak 1957 yilinda dünyaya geldi. Mensucat isçisi bir baba,çocuklarini yetistirmekle yükümlü bir anne ve digerdört kardeslebirlikte geçen çocukluk... Babasi, neredeyseonun boyu kadarolan birbaglama ile eve geldiginde mutlulugun bu oldugunudüsünür.Dokuzyasindadir daha. 24 Temmuz Isçi Bayrami'ndasahneye çikarirlaronu, birdaha unutmaz bunu...

                                                    


Yaz tatillerinde, ya plakçida ya da tanidiklarin minibüsünde çalisir. 'Basar agabey'yi tutuklaninca Ahmet, küçük baglamasi ile ilk bestesini yapar: "Bir Wolksvagen alacagim, Adini 'Basar' koyacagim" der... Ruhi Su'nun plaklarini satin alan Ahmet Kaya, bol paçali pantolonlar giyen uzun saçli 68'lilerden etkilenen gençir artik...

Mensucat fabrikasindan emekli olan babasi, daha iyi bir yasam için Istanbul'a göç eder. Istanbul/Kocamustafapasa'ya yerlesirler. Ahmet Kaya'nin ilk izlenim 'korkudur.

Ahmet Kaya, ortaögrenimini tamamlamaya çalisirken yetmisli yillarin toplumsal çatismalarinin farkina varmardi. Ora'dan gelmis olmaninfarkliligini, bu yeni kültür ve yasam biçimi ile içiçeyasar. Türküler, devrimci marslar, Ruhi Su ve Zülfü Livaneli'den müzikal anlamda etkilendigini inkar etmez, ama kedi sesini arar. Bütün bos zamanlarda baglama çalip sarkilar söyler. Ilk bestelerini bugünlerde yapar. Bogaziçi Üniversitesi'nde bir panelede Ruhi Su'yla karsilasir. Ustayi çok sevse de yetmeyen birseyler vardir Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalisir Ruhi Su'ya. Ruhi Su'nun 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar O'na. Baglamanin sapini tutan Ruhi Su, 'Böyle baglama çalinmaz!' der. Oysa Ahmet Kaya asi. Farkli birseyler yapmak ve kendini aramaktadir. Yillar sonra verdigi ilk resitalin afine 'Baglama Böyle De Çalinir''i spota çikaracakti.

Seksenli yillarin basi talihsizliklerle geçer. Evliligi biter, bebegi ondan ayri büyümeyecektir ve çok zordur. Bu dönem bestelerinin olgunlastigi dönemleridir bu yillar. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yilina geldiginde kararini verir. 'Zamanidir' deyip, oltugunun altinda sarkilarini alip, Unkapani'nin yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadigi bu müzige kimse yüz vermez. Sonraki günlerde arkadas yardimlari ve kendi olanaklari ile ilk albümünü yapar. Ama hemen toplatilir. Yapilan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansir, Ahmet Kaya'nin 'Aglama Bebegim' adli albümü Danistay karariyla serbestir artik!'

Bu arada. Üniversite ögrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almis-çesitli kesimlerden tutuklu yakinlari,Türkiye'de demokrasiyi yeniden insa etmeye kararli kitle örgütleri,sivil toplum kuruluslari Ahmet Kaya'nin dinleyici profilini olusturur.
                                                                         
Kisa bir süre sonra ikinci albümü "Acilara Tutunmak" i yapar. Ahmet Kaya, edindigi toplumsal, siyasal duyarlilikla üretim yapmaktadir, pespese albümler çikarmaktadir.

Üçüncü albümü O siralar tutuklu olan ve idamla yargilanan Nevzat Çelik'in 'Safak Türküsü' siirinibesteler, ayni zamanda albümün de adidir 'Safak Türküsü'.Üllkenin gündemindeki idam cezalari ve hapishanelerde bulunan binlerceinsanin ve onlarin ailelerinin içinde bulundugu durumu sarkilastirmistir...

'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Atilla Ilhan, Hasan Hüseyin ve Ülkü Tamer'in siirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayislar içerisine girmis, besteciligi ile ilgili kendisini epeyce gelistirmistir. Ilk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarinin yani sira Sezer Bagcan, Oguz Abadan gibi isimlerle çalisan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman Ismen ile çalismaya baslar ve bu beraberlik uzun yillar sürer...

Besinci albümünde ünlü sairlerin yani sira yeni bir isimle, Yusuf Hayaloglu'yla çalismaya basladi. Hayaloglu'yla beraberlik, Ahmet Kaya müziginde uzun ve verimli bir çalismanin baslangicini olusturur. 'Yorgun Demokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içerigi bakimindan yine Türkiye'nin toplumsal gidisatina denk düsmüs ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalisan milyonlarca demokratin durumunu dile getirmistir.

Albüm çalismalarina paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katilim ve çoskuya ragmen, ülkenin birçok yerinde 'sakincali' bir sarkicidir artik O. Dinleyicisiylebulusamamak onu üzmektedir...
                                                  


Konserde kendisine baglamasiyla eslik eden Ahmet Koç'la altinci albümü olan 'Sevgi Duvari" nin hazirliklarina baslar. Can Yücel'in ayni isimli siirini bestelemis olan Ahmet Kaya, bu albümü 'vazgeçilmezlerim' dedigi Yusuf Hayaloglu ve Osman Ismen'siz hazirlar ve bu arada 'Resitaller' adini verdigi albümde canli konser kayitlarini toplar. 'Iyimser BirGül' adini tasiyan yedinci albümü, Türkiye doksanli yillaraadimini atmis, Ahmet Kaya gündemi ile ülke gündemi yine örtüsmüstür. Yeniden Yusuf Hayaloglu ve Osman Ismen' le çalismaya baslar. Albümün adi 'Baskaldiriyorum'dur.

Olgunluk çaginda ülkesinin içinde bulundugu olumsuzluklara, mevcut gidisata ve sistemin hosnut olmadigi her yanina sarkilarla müdahale etmeye çalisan bir 'muhalif'tir artik...
                                                                                 
Basi, zaman zaman derde girer, birçok yerde konser verememenin yani sira albümleri 'sakincali' bulunup kismen de olsa toplatilir. Bu sürecin sarkilarina yansimasi kaçinilmazdir. Yeni albümün adi 'Basim Belada'dir o yüzden. Ahmet Arif, Atilla Ilhan ve Yusuf Hayaloglu'nun siirleri ve sarki sözleri Ahmet Kaya müzigi ile biraraya gelir. Bu arada agirlikla Türk Halk Müzigi'nden örneklerin yer aldigi 'Resitaller 2' adli albümü yayinlanir.

Onuncu albümü 'Dokunma Yanarsin' ile birlikte hayatinda bir takim degisiklikler gündeme gelir. Bu yeni süreçte de milyonluk satislara imza atan Kaya, 1993'te onbirinci albümü 'Tedirgin'içikarir. Ertesi yil çikardigi 'Sarkilarim Daglara'da hemenhemen tüm sarki sözlerinin altina da imzasini atar. Albüm,'Kum Gibi', 'Agladikça', 'Saza Niye Gelmedin' gibi parçalarlasatis rekorlari kirarak AhmetKaya diskografisinde ayri bir yere sahip olur.Toplumsal-kültürelgelismelerin getirdigi etkileri üretkenligeçeviren Ahmet Kaya,1995 yilinda onüçüncü albümü'Beni Bul' uçikartir.


Sesinin rengini ve olgunlugunu günün teknik imkanlariyla yeniden deneyerek, agirlikla eski sarkilarin yeni düzenledi. 1996 tarihli 'Yildizlar ve Yakamoz' bu arada ortaya çikar. Bunu, 1998 yilinda Yusuf Hayaloglu ve Osman Ismen'den olusan çekirdek kadroyla hazirladigi 'Dosta Düsmana Karsi' izler.

'Gak Production' isimli bir yapim firmasi da kuran Kaya, Kent Ozanlari isimli çagdas halk müzigi yapan bir grup ve on yildir asistanliginiyapan Çetin Oraner'in albümlerine de yapimci olarak imza atar.
                                                                                 
Profesyonel süreci boyunca onun müzigine çesitli isimler bulunmussa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüstür. Dünyada 'protest müzik' olarak tanimlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya'nin en belirgin ve ayirdedici tarafi, müzigindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür degerlerinden yola çikmasidir. Toplumsal süreçten kopmammis, olmustur. Türkiye'nin siyasal ve toplumsal gidisatina paralel bir müzik seyri izlemistir.

Türkiye'de her söyledigi söz ve sarkisi olay olan Ahmet Kaya hakkinda birçok dava açildi ve kendi deyimiyle emniyetler onun ikinci adresi oldu. Bu baskilara ragmen Kaya, kimligini hiçbir zaman inkar etmedi ve mücadele etti.

Kaya hakkinda, yurtdisinda verdigi konserlerde 'vatana ihanet' suçlamasiyla 3 ayri dava açildi. Bu davalardan biri geçtigimiz günlerde sonuçlandi ve Kaya'nin 3 yil 9 ay hapis cezasi kesinlesti. Diger iki davada ise, durusmalara katilmadigi ve ifade vermedigi için Kaya hakkinda giyabi tutuklama karari verildi.
                                                                     
Kaya'nin çikardigi kasetlerin bazilarinin isimleri söyle:
"aglama bebegim, tedirgin, acilara tutunmak, safak türküsü, an gelir, yorgun demokrat, baskaldiriyorum, dokunma yanarsin, adi bahtiyar, basim belada, sarkilarim daglara, yildizlar ve yakamoz, beni bul ve dosta düsmana karsi."

1980'lerde Nevzat Çelik'in "Penceresiz kaldim anne / Saçlarina yildiz düsmüs, koparma anne" 'Safak Türküsü' siirini türkülestirerek patlama yapti A. Kaya. Karyerinde "Agladikça" isimli türkünün büyük bir yeri oldu. Aram Dinkjian'in besteledigi bu türkü, sanatçiya sag veya sol görüslü farketmeksizin milyonlarca dinleyici kazandirdi. Kaya, son olarak Gazeteciler Dernegi'nde yaptigi konusmada "Kürtçe bir klip çekmekistiyorum ve bunu yayimlayacak bir televizyon kanali ariyorum" deyince Ikitellimedyanin hismina ugradi ve yüzünden Fransa'ya gitmisti.

16 Kasim günü sabah saat altida topragindan uzakt kalp krizi geçirip öldü.

O Paris Komünarlariyla Pere Lachais mezarliginda yatarken bize durusu ve sesi kaldi.

 

Ahmet Kaya' nin basini derde sokan ödül gecesini televizyonda söyle deniyordu:

"Yeni kasetimde Kürtçe bir türküye yer veriyorum. Bir de Kürtçe klip çekecegim. Bunu Türkiye'de gösterecek insanlarin olduguna inaniyorum. Eger göstermezlerse Türk halki onlardan hesap sorar!"

Aslinda bu sözlerde yadirganacak bir sey yoktu. Yasalara göre Kürtçe konusmak, türkü söylemek serbestti; Ibrahim Tatlises'in aralarinda oldugu birçok sanatçi gibi Ahmet Kaya da bu hakkini kullanmak istiyordu.

 Ne var ki o günlerin asiri duyarli atmosferi içinde sözleri yuhalandi, tavan basina yikildi ve Paris'teki ölümüne uzanan süreç baslatildi.

ALI KIRCA - Penceresiz Kalmak 

 Ahmet Kaya' nin iri gövdesiyle tezat olustururcasina dudaklarindan dökülen hüzünlü nameleri önce varoslari esir aldi. Hayatin acimasiz yükü altinda ezilen çaresiz milyonlarin ve hayata tutunamayanlarin ortak senfonisi gibiydi ilk sarkilari..

AKIF KURTULUS - SAIR

Çok üzüldüm. Dün bir arkadasim polis karakolunda ögrenmis. Polisler Ahmet Kaya' nin ölümünü birbirlerine sevinerek haber vermisler. Bir polisi sevindiren her ölüm beni üzer. Kürtçe'ye sahip çikan bir insandi. Bu konuda karsilastigi engeller ilk degildir ama umarim son olur.

EDIP AKBAYRAM

Çok üzüldüm. Bazi fikirlerine katilmasam da bir insanin ölümü, tanidiklarina üzüntü veriyor. Yaptigi müzikle birtakim aykiri serzenislerde bulunsa da bu ülkenin sanatçisi olarak erken ölümü beni üzdü.

YUSUF HAYALOGLU

Çok üzgünüm. Ortak üretimler yapiyorduk. Üzüntümün yani sira kirginligim var. Ahmet'in de kirginligi vardi. Sanat adina "Kaldiramazsan kaldirirlarin" pesinden gidiliyor. Ondan sonra bu memleketin iyiligi için iki laf eden insanlar, vatan haini ve serefsiz oluyor.

CAN DÜNDAR - Olmasaydi Sonumuz Böyle 

 Ahmet Kaya öldü. Serdar Ortaç ve hezeyan korosu marsina gönül rahatligiyla devam edebilir. Ahmet Kaya' nin Paris'te öldügü haberini aldigimda Kudüs'te, onun kliplerindekine benzer bir manzaranin orta yerindeydim.

YUSUF HAYALOGLU

 

YUSUF HAYALOĞLU         


YAPITLARI

Gözleri İntihar Mavi (2002)
 

ŞİİRLERİ

Ah Ulan Rıza
Başım Belada
Başkaldırıyorum
Bir Anka Kuşu
Bir Veda Havası
Biz Üç Kişiydik download Yusuf Hayaloglu - Biz Uc Kisiydik.mp3
Dağlarda Kar Olsaydım
Hani Benim Gençliğim
İyimser Bir Gül
Kim Susturabilir
Kod Adı: Bahtiyar
Neylersin
Yağmur İçen Kız
Yüreğim Kanıyor

Yusuf Hayaloglu
ste gidiyorum
Karsiliksiz bir aska kurban ettim ömrümü!.
Iste gidiyorum,
Toprak alsin benim de bu hazin öykümü..

Iste gidiyorum, gurbet yorgunu gövdemi
Cukura kim indirecek?
Iste gidiyorum,
Bu menhur cinayeti, simdi cikip kim üstlenecek?
Cürüdü gözlerim, yüregim, bu yagmurlu sehirde..
Iste gidiyorum,
Beni kaldirin, hicranim kalsin tenesirde..

Size yüzyillardir sesini kaybetmis
Bir türküyü söyleyecektim..
Ve bir yayla rüzgari sefkatiyle
Kirpiginizin ucundan öpecektim..

Bir masum türküydü sadece
Yüzbünlerce magdurun gönlünde
Belki söyleriz hep birlikte
Belki, mahserin birinci gününde..

Nasil sevmistim hepinizi.. nasil böyle oldu akibetim?
Ve nasil cöle döndü
O benim gül-gülüstan memleketim?

Iste gidiyorum, hicbiriniz, hicbir dilde beni anlamadiniz,
Ben basimi verdim, sizinse
Insafsiz bir linc oldu karsiliginiz..

Iste gidiyorum,
Pencerisiz bir dünyanin bilinmez labirentine..
Iste gidiyorum,
"Saclarindaki yildizlari arik koparabilirsin anne!.?

Sonunda kaptirdim gönlümü
Ölüm denen o kaypak türküye..
Ve iste kurtuldun benden
Sen olasin ey Türkiye !

Elbet benim de vardi,
Kendime ve yurduma dair umutlarim..
Belki biraktigim yerden sürdürür
Dostlarim, karim ve cocuklarim..

Catladi yüregim, catladi sazim..
Demek ki böylemis yazim..
Sizlere armagan olsun
Sizlerden ödünc aldigim bu yürek sizim..

Bu nasil hapis Tanrim..
Sabah sabah bu ne hikmet, bu ne sis ?
Kalbime son mermiyi sikmak
Sana mi düstü ey güzel Paris ?.

Iste gidiyorum, kalmadi söyleyecek son sözüm..
Dediginiz gibi olsun be !
Dediginiz gibi olsun gözüm !.

Iste gidiyorum,
Tükenmisti inancim, bu nankör hayata dair..
Belki benim icin birkac misra döktürür
Hayaloglu diye bir sair!..

Yusuf Hayaloglu

Yusuf Hayaloglunun ikinci albümü cikti.
Peki kimdir bu Yusuf Hayaloglu.
Erzincan´dan dogan sanatci bir süre büyük usta Yilmaz Güney yaninda calismis. Kiz kardesi Ahmet Kayay´la evlendikten sonra pek cok siirleri Ahmet Kaya besteledi.
Bu sebeble müzik alemine girdi.
Kendi bir kenarda durmayi ve isini yapmayi seven biri, ayrica siir,müzik disinda heykel ve resimle ugrasan bir kisi.
Yeni cikardigi "bir acayip adam albümünde cok sanatci arkadasi yer aliyor iste Özcan Deniz, Ferhat Tunc, Onur Akin, Cansu Koc, özelikle dinledigim zaman "Merhaba Nalan´dan cok etkilendim, Riza öldü ve Nalan var suanda. Nalan siiri, bir kizi anlatiyor, kenar mahelerinde oturan kiz sinemaci olmak istiyor ve onu seven adam basliyor, sinemanin ustalari bu siir´de geciyor, Tosun Necati, Sami Hazinses, Kemal Sunal.
Gercekten bu albüm cok güzel dinlemenizi tasviye ederim,
saygilarimla

Onu bir "KURTCU" olarak gostermeyi arzulayanlarla Onu "Vata Haini" olarak gostermeye calisanlar arasindaki tek fark , "milliyet" leri. 
Devrimci nin "milliyet" i soz konusu olamiyacagi gibi 
Fasist'in de "milliyet" i onemli  degil. 
Temel olan ideolojidir. 

Seni yok saymak için cüceler ugrasadursunlar Sen varsın, çünkü Türkiye var.

HER ILERICI, HALKTAN YANA , DEVRIMCI  SAHITLERIN ANILARINA SAYGI VE SEVGIYLE SAHIP CIKMAK GEREKIR. ONLARA SAHIP CIKMAK ASLINDA ONLARIN UGRUNA VERDIGI MUCADELEYE SAHIP CIKMAKTIR. Yilmaz Guney e de  Hakettigi sekilde sahip cikmamiz gerekir. O ne bir Lumpendi ne de bir Kurt Milliyetcisi..

YILMAZ GUNEY'I ONUN YAPTIGI FILIMLERI SEYREDEREK, YAZDIGI YAZILARI OKUYARAK TANIMAMIZ GEREK. SIMDIKI TANIMLAMA, YA DA VERILMEK ISTENEN GORUNTU SANKI O BIR KURT MILLIYETCISI IMIS GIBI.

ONUN DUSUNCESINI VE SAVUNDUGUNU BEGENMIYENLER ONUN KISILIGINE SALDIRARAK, KISILIGINDE DUSUNCESINE SALDIRMAKTALAR.

YILMAZ GUNEY KURT ASILLI IDI AMA HIC BIR YAZIZINDA , YADA KONUSMASINDA "KURT MILLIYETCILIGI"NDEN BAHSETDIGINI DUYMADIM. BOYLE BIR SEY VARMI?


KENDİ AĞZINDAN YAŞAM ÖYKÜSÜ

Bir sanatçı olarak "Yılmaz Güney" diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütün'dür.
Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve başeğmez anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz çekirdeği demektir.
1937 yılında, Türkiye'de, bir güney şehri olan Adana'nın Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim. Annem dindardı ve okuma yazma bilmezdi. Hâlâ sağ... Babam ise okuma yazmayı askerde öğrenmişti. Annem gibi o da hiç okula gitmemişti. 1976'da ben Kayseri Cezaevi'ndeyken öldü. Mezarını göremedim...
Dokuz yaşımdan bu yana hayatımı çalışarak kazandım. İlk işim dana gütmekti.
Liseyi Adana'da bitirdim. O yıllar Doruk adında bir sanat dergisi çıkardım. Sanata meraklıydım ve hikayeler yazıyordum.
1955'te bir hikayemden ötürü takibata uğradım. Hakkımda dava açıldı.

 

1957 yılında İstanbul'a, İktisat Fakültesi'nde öğrenim görme hayalleriyle geldim. Fakat devam edemedim. 1955'ten beri süren takibat ve mahkeme sonuçlanmıştı ve ben başlangıçta yedi buçuk yıl ağır hapis ve iki buçuk yıl sürgün cezasına çarptırıldım. Daha sonra temyiz mahkemesi kararı bozdu, yeniden görülen mahkeme sonucu cezam bir buçuk yıl ağır hapis ve altı ay sürgün cezasına çevrildi. Öğrenimim yarım kalmıştı. Önümdeki tek yol, kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığı ile eğitmekti. Öyle yaptım...
Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, toplumsal baskılar, kahpelikler, yiğitler... Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık...
Öğretmenlerimden biri zor'dur...

1961 Mayısı'nda cezaeviyle tanıştım. 1962 Aralığı'nda cezam bitti. Muhafazakarlığıyla ünlü Konya şehrine sürgüne gönderildim. Konya sınırlarından çıkamazdım. Her akşam polise imza vermeliydim. En çok imzayı polis defterine attım. 180 defa...
1968'de askere gittim. 1970 Nisan'ında döndüm.
Hayatımdan çalınan iki yıl...
1971 Mayıs'ında on binlerce aydın, sanatçı, yazar gibi ben de gözaltına alındım. Hakkımda hiçbir delil yoktu. Sadece kuşku.
Bir hafta gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldım; resmi olmayan bir emirle, sözlü bir emirle ve tehditle Nevşehir'e üç aylığına yine sürgün edildim. Bu kez polise imzaya gitmiyordum, polis beni dıştan kolluyordu.
1972'de, Mart'ın 16'sında, devrimcilere yardım gerekçesiyle tutuklandım. Mahkeme sonucu 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldım. Ecevit hükümetinin 1974 genel affıyla serbest bırakıldım. Bugün ise Ecevit cezaevindedir.
1974 Eylül'ünde, bir cinayet olayına adım karıştı ve 19 yıla mahkum edildim.
Cezaevindeyken Güney adlı bir kültür-sanat dergisi çıkardım. Onüç sayı sonra sıkıyönetimin yeniden gelmesi üzerine, dergimiz kapatıldı ve hakkımda yazılarımdan ötürü on ayrı dava açıldı. Suçum, komünizm propagandası yapmak, milli duyguları zayıflatmak, halkı suç işlemeye teşvik etmek, suç sayılan fiileri övmek ve devletin içte ve dışta itibarını sarsmak...
İstenen ceza toplamı yaklaşık 100 yıl...
1981 Ekim'inde, izinli çıktığım Isparta yarı-açık cezaevine dönmedim. Sonra da yurt dışına çıktım.
1981 Ekim'ine kadar, yaklaşık oniki yılımı çeşitli cezaevlerinde geçirdim. Bu oniki yıl içinde, ikisi yarı-açık olmak üzere onbeş cezaevi tanıdım
Ülkemden ayrıldıktan sonra ilk aylarda üç davanın sonuçlandığını, sonuçta, toplam 20 yıl ağır hapis, 7 yıla yakın da sürgün cezası aldığımı öğrendim... Öbür davalarım devam etmekte; ancak henüz hangileri sonuçlandı, ne kadar daha ceza aldım, bilmiyorum...

YILMAZ GÜNEY

 
 

Asil Adi : Yilmaz Pütün - Sanatci adi: YILMAZ GÜNEY
Dogum Tarihi: 1. Nisan 1937
Dogum Yeri: Adana Yüregir Yenice köyü
Baba adi : Hamit Pütün Desman Köyü
Anne adi: Gule, Mus - Varto, Darabi Köyü


 

                        Yürekten    Siirleri

Kavgayi,bir yapragin üzerine yazmak isterdim
sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye
Öfkeyi,bir bulutun üzerine yazmak isterdim yagmur
yagsin bulut yok olsun diye
Nefreti,karlarin üzerine yazmak isterdim günes açsin
karlar erisin diye
...Ve dostlugu ve sevgiyi, yeni dogmus tüm bebeklerin
yüregine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün
bütün dünyayi sarsin diye
                                         YILMAZ GÜNEY
 

Hayat bize

...hayat bize
mutlu olma şansı
vermedi sevgili
biz kendimizden
başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık
çünkü. Dünyanın öbür
ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın göz yaşı bile
içimizi parçaladı. Kedilere
ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında
ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün
hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek,
severek, sevilerek, düşünerek... Ve o
vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz Güney   

 
 

Arkadaþ

Bir kývýlcým düþer önce,
Büyür yavaþ yavaþ,
Bir bakarsýn volkan olmuþ,yanmýþsýn arkadaþ...
Dolduramaz boþluðunu ne ana, ne kardaþ,
Bu en güzel, bu en sýcak duygudur arkadaþ...
Ortak olmak her sevince, her derde kedere,
Ve yürümek ömürboyu,
Beraberce elele...
Olmasýn hiç,
O ta içten gülen gözlerde yaþ,
bir gün yollarýmýz ayrýlsa bile arkadaþ...

.

Yýlmaz Güney

...Hangi zorluðu
yenmemiþ insanoðlu.
Hele taþýyorsa içinde
bu insanca sevgiyi.
Güzel günler
zorlu duraklardan
geçer sevdiðim.
Damla damla
birikyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün
akýp gideceðiz hayata.
Duvarlar yýkýlacak,
açýlacak bütün kapýlar
bilesin.
Benim yüreðim
sensin þimdi,
seni vurur durur...
Ve yine damla damla
çoðalýyorsun içimde.

.

Yýlmaz Güney

 

 

Bu Alemde Kral Tanýmam!

Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlügü yaþadýnmý
Bir garibanýn elinden tutupta hiç kadere rest çektinmi
Alçaðýn adisine ispiyoncusuna kurþun yaðdýrdýnmý
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanýmam

Sen zevkini sefaný sürerken ben hayat okulunu okuyordum
Sen elin cilalý mermer taþlarýnda kibar beylerlen dans ederken
Ben hergün azraillen dans ediyordum
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanýmam

Sen sýcak yataðýnda rahat uyurken
Ben ise parçalanmýþ vucudumun acýsýyla mahkeme duvarlarýna
Yaslanmýþ,gelmeyi bilmiyen karanlýðý bekliyordum
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanýmam

Ýdam sehpasýnda bir mahkum yaþamayý ne kadar çok istiyorsa
Bende seni o kadar çok seviyorum..
Aþýma katmadým haram,güzel çirkin aramam
Yanlýþ yapaný tanýmam... bu senin içinde geçerlidir gülüm
Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanýmam..!

.

Yýlmaz Güney

 

 

caným

Caným, Sevdiðim, Yüreðim
Bu duvarlar bizi ayýrmaya yetmez bilesin
Bu kapýlar, bu demir parmaklýklar hava inan
Bazan bir yumrukta yýkacak kadar güçlü
Bazan bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardýr
hangi zorluðu yenmemiþ insanoðlu
Hele taþýyorsa içinde bu insanca SEVGÝYÝ

.

Yýlmaz Güney

 

                                        Mutlu Olma Þansý

Hayat bize mutlu olma þansý vermedi sevgili, biz kendimizden baþka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acýsýný acýmýz yaptýk çünkü. Dünyanýn öbür ucunda hiç tanýmadýðýmýz bir insanýn gözyaþý bile içimizi parçaladý. Kedilere aðladýk, kuþlarýn yasýný tuttuk... Yüreðimizin zayýflýðý kimi zaman hayat karþýsýnda bizi zayýf yaptý. Aslýnda ne güzel þeydir insanýn insana yanmasý sevgili... Ne güzeldir bilmediðin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatýmda hep üzüldüm, hep yandým. Yaþamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düþünerek... Ve o vazgeçilmez sancýlarýný duyarak hayatýn...

.

Yýlmaz Güney

Yilmaz Güney

".........Sanatimi halkim için yapabilirsem ben varim.............

Beni Beyoglun'dan Yesilçam'dan sormayin halkimdan sorun!

Insani ayakta tutan kinler öfkeler inatlar vardir
iste ben O duygularla beslendim Selimiye'de. O duygular
kan oldu damarlarimda kan kann kannnnnnnn......................

YILMAZ GÜNEY



Asil Adi : Yilmaz Pütün - Sanatci adi: YILMAZ GÜNEY
Dogum Tarihi: 1. Nisan 1937
Dogum Yeri: Adana Yüregir Yenice köyü
Baba adi : Hamit Pütün Desman Köyü
Anne adi: Gule, Mus - Varto, Darabi Köyü


.

ADI YILMAZ...


DALYAN GIBI BIR COCUKTU
BENIM GÖZÜMDE KÜCÜKTÜ
KÜSTÜ DE DAGLARA CIKTI
INER MI INMEZ MI BILMEM


SIMDI DAGLARIN TOZUDUR
BELKI ISYANIN SAZIDIR
HALA KALBIMDE SIZIDIR
DINER MI DINMEZ MI BILMEM


ADI YILMAZ KENDI YILMAZ
MAKAMI YOK DEM TUTULMAZ
DAGLARA SORU SORULMAZ
DÖNER MI DÖNMEZ MI BILMEM


MAVI GÖZLERI BONCUKTUR
ÖLÜM KORKUSU SUNCUKTUR
AZRAIL ATI KANCIKTIR
BINER MI BINMEZ MI BILMEM


PARKASINA KAR YAGMISTIR
BIR KENARDA AGLAMISTIR
BELKI ELLERI YANMISTIR
SÖNER MI SÖNMEZ MI BILMEM


ADI YILMAZ KENDI YILMAZ
MAKAM ÖZGÜR DEM TUTULMAZ
DAGLARDAN HESAP SORULMAZ
DÖNER MI DÖNMEZ MI BILMEM



YUSUF HAYALOGLU

 

deniz gezmis

DENIZ GEZMIS (1947-1972)

1965'ten sonra Türkiye'de gelisen genclik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtulus Ordusu(THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmis, 24 Subat 1947'de Ankara'nin Ayas ilcesinde dogdu. Ögretmen bir ailenin cocugu olmasi sebebiyle ilk ve ortaögrenimini cesitli kentlerde, liseyi Istanbul'da okudu. 1966'da Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmis, henüz lise ögrencisiyken sol düsünceyle tanisti ve kendini dönemin eylemleri icinde buldu. 1965'te Türkiye Isci Partisi(TIP)'nin Üsküdar ilcesine üye oldu. Ilk kez 31 Agustos 1966'da Ankara'dan Istanbul'a yürüyen Corum Belediyesi temizlik iscilerinin Taksim Aniti'na celenk koymalari sirasinda iscileri destekleyen ve Türk-Is yöneticilerini protesto eden gösteri sirasinda gözaltina alindi. Ardindan 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talabe Federasyonu(TMTF) binasinin yedd-i emine verilmesi sirasinda cikan olaylarda yakalandi ve bir gün sonra iki arkadasiyla

cikarildigi mahkeme tarafindan serbest birakildi. 22 Kasim 1967'de ögrenci örgütlerinin düzenledigi Kibris Mitingi sirasinda Asik Ihsani ile birlikte ABD bayragini yaktiklari gerekcesi ile gözaltina alinip daha sonra serbest birakilan Deniz Gezmis, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okudugu arkadaslariyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de IÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantisinda konusma yapan Devlet Bakani Seyfi Öztürk'ü protesto ettigi icin tutuklandi. 2 Mayis'a kadar tutuklu kalan Gezmis, 30 Mayis'ta 6.Filo'yu protesto ettigi icin yargilandi ve beraat etti. Ögrenci eylemleri icinde etkinligi giderek artan Deniz Gezmis, 12 Haziran 1968'de Istanbul Üniversitesi'nin isgal edilmesinde önderlik etti. Isgal Konseyi adina IÜ Senatosu ile Baltalimani'nda yapilan görüsmelere katilan ögrenci heyetinin icinde yer aldi; ögrenci haklarinin elde edilip isgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. Isgalden kisa bir süre sonra Istanbula gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmis, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayi tutuklandi ve 20 Eylül'de serbest birakildi.TIP icinde yogunlasarak, ayriliklara ve tartismalara yolacan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmis, bu görüsün özellikle devrimci ögrenciler arasinda yayilmasinda etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte oldugu Cihan Alptekin, Mustafa Ilker Gürkan, Mustafa Lütfi Kiyici, Cevat Ercisli, M.Mehdi Bespinar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Ögrenci Birligi(DÖB)'ni kurdu. 1 Kasim 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün baslattigi Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüsü'nü düzenledi. Ardindan 28 Kasim 1968'de ABD büyükelcisi Kommer'in gelisi sirasinda Yesilköy Havaalani'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandi ve bir süre sonra serbest birakildi. Istanbul Üniversitesi'nde sagci güclerin 16 Mart'ta girismis oldugu hareketlere ögrenci kitlesiyle birlikte karsi koyan Gezmis , bu eylemi gerekce gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yatti. Ardindan 31 Mayis 1969'da IÜ Hukuk Fakültesi ögrencilerinin, reform tasarisinin gerceklesmemesini protesto icin giristikleri isgale önderlik etti. Üniversitenin kapatilip, polise teslim edilmesi nedeniyle çikan çatismalarda yaralandi. Hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina ragmen hastaneden kacan Gezmis, Haziran'in sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladigi 1. Devrimci Milliyeti Genclik Kurultayi'na kendisi gibi haklarinda tutuklama karari olan FKF Genel Baskani Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programi gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarinda kalan Deniz Gezmis,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi isgal" ettigi gerekcesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihrac edildi. Hakkinda tutuklama kararinin oldugu bu dönemde gazeticilere gizlendigi yerden demecler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde oldugu sirada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmis, 25 Kasim'da serbest birakildi. Ancak Yildiz Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoglu'nun sagcilar tarafindan öldürülmesinden sonra okulda yapilan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfegin Gezmis'e ait oldugu öne sürülerek hakkinda yeniden tutuklama karari alindi. 20 Aralik 1969'da yakalanan Gezmis, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldi. Bundan sonra ögrenci eylemlerinden uzaklasarak, mücadelesini degisik alanlarda sürdürmeyi planladi. Sinan Cemgil ve Hüseyin Inan'la birlikte THKO'yu kurdu. 16 Temmuz 1971'de baslayan THKO-1 Davasi'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettigi gerekcesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasina carptirildi. 6 Mayis 1972'de idam edildi.


DENIZ GEZMIS'IN SON MEKTUBU VE INFAZI

Deniz Gezmis:Infaz savcisi Topal Sami'ye seslendi Deniz: -Ellerimi cözün,dedi.Babama mektup yazmak istiyorum. Subay ve sivil görevliler bakistilar.Infaz savcisi Sami Ugur, -Sen söyle Deniz,dedi.Yazarlar. Ellerini cözmediler.Ellerini cözerlerse onlarca muhafizi,subay kalabaligini yarip kacabileceginden mi korktular bilinmez. Bir daktilo getirildi. Deniz daragacina bakarak,düsünüp,sözcüklerini tektek secerek mektubu yazdirmaya basladi Baba, Mektup elinize gecmis oldugu zaman,aranizdan ayrilmis bulu- nuyorum.Ben ne kadar üzülmeyin desem,yine de üzüleceginizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karsilamani istiyorum.Insanlar dogar,büyür, yasar ve ölürler. Önemli olan cok yasamak degil,yasadigi süre icinde ,fazla seyler yapabilmektir. Bu nedenle ben,erken gitmeyi normal karsiliyorum.Ve kaldi ki,benden önce giden arkadaslarim,hicbir zaman ölüm karsisinda tereddüt etmemislerdir.Benim de etmeyecegimden süphen olmasin. Oglun,ölüm karsisinda aciz ve caresiz kalmis degildir.Bu yola bilerek girdi.Sonunun da bu olacagini biliyordu.Seninle düsüncelerimiz ayri ama,beni anlayacagini tahmin ediyorum.Sadece senin degil,(.)anlayacagina inaniyorum. Cenaze icin avukatlara gerekli talimati verdim.Ayrica savciya da bildirecegim.Ankara'da 1969'da ölen arkadasim Taylan Özgür'ün yanina gömülmek istiyorum.Onun icin cenazemi Istanbul'a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düsüyor.Kitaplarimi kücük kardesime birakiyorum.Kendisine özellikle tembih et.Onun bilim adami olmasini istiyorum.Bilimle ugrassin ve unutmasin ki,bilimle ugrasmak da bir yerde insanliga hizmettir. Son anda yaptiklarimdan en ufak pismanlik duymadigimi belirtir seni,annemi ve kardesimi devrimciligimin olanca atesiyle kucaklarim. Oglun Deniz Gezmis Masanin basinda bekleyen cellat tirmandi.Ilmigi kavradi.Iki eliyle cekti.Genisletti.Deniz'in incecik boynuna gecirdi. 6 Mayis 1972'yi gösteriyordu takvimler.Saat 01.25. Iste o anda Denzi'in gür sesiyle cinladi ortalik.Deniz,düzene bas kaldiran üniversite gencliginin simgesiydi.Karizmatik,ögrenci gencliginin lideri olarak,simdiye dek nice forumda,toplanti ve miting de konusmustu. Nice kez,gür sesiyle ögrenim gencligini coskuya kaptirarak sel gibi sürüklemisti.Ses ayni sesti.Ayni cosku.Miting alaniydi sanki. YASASIN TAM BAGIMSIZ TÜRKIYE,YASASIN TÜRK VE KÜRT HALKLARI,YASASIN ISCILER,KÖYLÜLER.YASASIN MARKSIZM VE LENINIZMIN YÜCE IDEOLOJISI. KAHROLSUN EMPERYALIZM. (Bu sözlerden sonra ali elverdi daha fazla dayanamadi ve cellata ipi cek emri verdi)

En uzun kosuysa elbet
Türkiye´de de devrim

o, onun en güzel yüz

metresini kostu

en sekmez lüverin

namlusundan firlayarak...

en hizliysiydi

hepimizin,

en önce gögüsledi ipi..

aciyorsam sana anam

avradim olsun

ama ask olsun sana

cocuk,

ask olsun !


Sair:Can Yücel



...yüregimizin derinliklerinde kök salmis bir cinardir kavgamiz,
ummana ulasmak icin coskunca,yatagina sigmadan akan irmaktir sevdamiz.
DENIZ´IN,YUSUF`UN,HÜSEYIN`IN bileklerine kelepce düsmüs,
MAHIR`IN o dag yüregine tarifi imkansiz sizilar...
Bagrina saplanan hancerdir boyunlarimiza baglanan urgan.
Ölüme sayilan günler özgürlüge sayilsin diye düstü yola Mahir.

Basti tetige...

 KIZILDERE
OY DERE KIZILDERE
BÖYLE AKISIN NERE
ONLAR BITERMI SANDIN
SANA CAN VERE VERE

DERE BIZIM EVIMIZ
SUYU ALIN TERIMIZ
SÖYLE NEDENDIR DERE
VURULUR GENCLERIMIZ



DERE BÖYLE DURULMAZ
GENCE KURSUN SIKILMAZ
SANMA ZALIM OLANDAN
BIRGÜN HESAP SORULMAZ





SARKISLA

Sarkislaya düsürmesin oy oy
Allah sevdigi kulunu oy
Gemerekte cevirmisler
Deniz Gezmisin yolunu.


Gece elmalida kalmis oy oy
Hamamci Aliyi sormus oy
Uzatmali itin biri
Yusufu gaflette vurmus.


Yasa türk ordusu yasa oy oy
Dünya sasti böyle ise oy
Ordu madalya göndermis
Yusufu vuran cavusa.


Olayidim olayidim oy oy
Okuryazar olayidim oy
Deniz mahkemeye düsmüs
Avukati ben olaydim.

Sevgili arkadaslar amacimiz Deniz Gezmisi biraz tanitmak sizlere, Tarihi gözden gecirmek,
Bilinen ve bilinmiyen yönleri ile bende yorum yapma ihtiyaci duydum, sacmaliklara bir son vermek istedim.

Bildiginiz gibi th`` nun kurucusu Deniz Gezmis olarak lanse edilir. Bence durum farkli, burada esas anilmasi
gereken isim "Hüseyin inan olmali. Hüseyin Inan th. nun teorisyenidir. Th`` nun adi Deniz Gezmis ile anilir,
ama aslinda gercek teorisyeni Hüseyin Inan dir. Bir kürttür.Ama, milliyetci degildir ve o zaman serok(basbug)
olmadigi icin hidayete erememistir! Peki o zaman Hüseyin Inan nedir? Hüseyin Inan bir devrimcidir. Th nun en
gencidir, öldügünde 23 yasindadir.Idami bekledigi hücresinde, son ana kadar, Toprak Reformu ile ilgili tasariyi okur, not alir. Iste sehpadaki son sözleri. BEN SAHSI HIC BIR CIKAR GÖZETMEDEN INSANLARIN MUTLULUGU VE BAGIMSIZLIGI ICIN SAVASTIM. BU IDEOLOJIMI BU ANA KADAR SEREFLE TASIDIM. YASASIN ISCILER KÖYLÜLER VE YASASIN DEVRIMCILER. KAHROSUN FASIZM!"

Bugün, Hüseyin`in bu laflarini aktaran bir solcunun,sosyalistin baska seyler söylemesi,örnegin Denizin söyledikleri ile Hüseyinin söylediklerini karsilastirmasi,Hüseyinin söylediklerini elestirmesi gerekir.söylediklerinin bugün artik hic bir tazeligi olmadigini, bunun da onun aslinda Türk Milliyetci özelligiyle ilgili oldugunu belirtmelidir. Hüseyin bir Kürt olmasina ragmen,bir Türk kimligi ile ve bir Türk milliyetcisi olarak bu hareketin icindeydi...

Evet th``nun gercek lideri Hüseyin idi -Teorisyeni degil-.Ama onun bu liderligi nereden geliordu? Teorisindenmi? Hayir. Sinan`in,Deniz`in entelektüel düzeyleri Hüseyinden muhakkak ki cok ileriydi. Bunlar iyi egtim görmüs,sehirli,modern burjuva ve kücük burjuva ailelerinin cocuklariydilar. Humanisttiler. Onlari sosyalizme getiren kisisel ezilmislikleri degil, ezilenlere duyduklari sempati idi... <---(önemli ve yoruma acik dileyenle konusabiliriz)

Onlardan ayri olarak Hüseyin`i sosyalizme ceken ezilmisligi idi.Alevi ve Köylü olarak ezilmisligi dislanmisligi. Bir cocuk ve genc olarak yasadigi binlerce izlnim ve olay birikimi. Dolayisiyla Hüseyinin olaylara yaklasimi cok farkliydi. Bu farki söyle aciklayabilirim. Kayitlara göre ne Sinan ne Deniz kimseyi öldürmedi. Örnegin Amerikalilari serbest birakma olaylari var. Benzer durumda Hüseyin olsa idi cok baska davranir ve öldürürdü. Birde gercek bisi varki
oda su 68 lerden bir abinin bana söyledikleri 68 kusagi iyi bilir benim diyecegimi. Deniz ve arkadaslari Hüseyin Inan in karsisinda mahcup ve el pence divan dururlarmis. Hüseyini ise dar Dev Genc kadrolari disinda kimse tanimazmis...

Kimileri Devrimi temiz bir sey saniyorlar. Hayir, devrim PIS bir seydir. O gune kadar toplum`un en altinda kalmis, ezilmis, insanliktan cikarilmis insanlari suyun yuzune cikarlar, kendi kaderlerini ele almaya calisirlar, bunu o güne kadar kurbani olduklarive tek bildikleri yöntemle yaparlar. Onlara ne verilmistir ki ne istensin?????????????

Dünyayi sarsan On Gün adli kitapta bir sahne vardir.eski bir devrimci, belli ki aydin ve SIK giyimli, bir asker ile tartismaktadir. Biri"sen car baban icin dua ederken ben devrimcilik yapiyordum"der. Digeri,"Vallah ben onu bunu bilmem. burjuvazi var. proleterya var. Birinden olmayan digerinden yanadir."Der. Eski devrimci tekrar"sende bolseviklerden duydugunu papagan gibi tekrarliyorsun"der.....

Asagi yukari böyle bir sahneydi....!
Dipnot:Allah akil fikir versin devrim bitti diyenlere, Dünya görüyorki bir sosyo devrim kol geziyor ve bunu görmezlikten gelen bir takim orta direk insanlari devrim sizdn elbette hesap sorucak....

 

 

Dynamic Drive DHTML Scripts, examples, and tutorials. Copyrighted © 1998-->




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    
 

Gratis Homepage von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!