Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm sevgisini paylasir.
Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine hayran... birakamaz bir türlü... Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar, çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz onu... Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir...
Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ... Kelebegine son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine dogru...
Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz... Aklinda adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolasir saatlerce... Adam bir kelebege sevdali, bakip durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta...
Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR ... Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ ...
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR ...
Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da yanlis... Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni zamanda düsüncelerine de...
Birak SEVGI seni bulsun...
ýn
SU, ATES VE AHLAK
Su, ates ve ahlak dostluk kurmuslar; dolasirlarken birbirlerini merak etmeye baslamislar.
Suya sormuslar, "Kaybolursan seni nasil bulacagiz?" Yanit, "Nerede bir sirilti duyarsaniz ben oradayim."
Atese, "Seni yitirirsek ne yapalim?" Ates, "Bir duman gördügünüz yerde ben varim."
Sira ahlaka gelince, yanit su olmus: "Beni kaybederseniz, bir daha kesinlikle bulamazsiniz!"
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar. Ilk önceleri siradan bir arkadaslik olarak devam eder bu durum. Zaman içinde birbirlerini daha fazla tanirlar. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki mutluluktan içi içine sigmaz. Ve anlar ki suya asik olmustur. Her zaman suratsiz olan çiçek artik etrafa güzel kokular saçmaya baslar. Öyle zaman olur ki artik su da içinde çiçege karsi bir seyler hissetmeye baslar. Zanneder ki çiçege asik oldum. Ama su da ilk kez asik oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar. Bu arada çiçegin içine bir süphe düser. Çiçek, "Acaba su beni sevmiyor mu?" diye düsünmeye baslar. Çünkü su pek ilgilenmez çiçekle. Halbuki çiçek aliskan degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Suya açilir. "Seni Seviyorum" der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan yine zaman geçer ve çiçek suya yine, "Seni seviyorum" der. Su, sabirla "Ben de" der. Çiçek sabirlidir, bekler, bekler, bekler. Artik öyle bir duruma gelir ki. Çiçek koku saçamaz artik etrafa Ve son kez suya "Seni seviyorum" der. Gün gelir çiçek yataklara düser, hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek, su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için dostuna. Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek suya der ki, "Seni ben gerçekten seviyorum" Su çok hüzünlenir son bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun diye. Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Muayene sonrasinda doktor suya döner ve "Hastanin durumu ümitsiz, artik elimizden bir sey gelmez" der. Su, merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olacak hastaligi. Doktora sorar, "Hastalik nedir?" diye. Doktor, "Çiçegin bir hastaligi yok dostum. Bu çiçek sadece susuz kalmis. Ölümü onun için kesin" demis. Su anlar ki sevgiliye sadece, "Seni seviyorum" demek yetmemektedir.
BABAMI iSTiYORUM
Adam yorgun argin eve dönüsünde 5 yasindaki çocugunu kapinin önünde beklerken buldu. Çocuk babasina, "Baba bir saatte ne kadar para kazaniyorsun" diye sordu... Zaten yorgun gelen adam, "Bu senin isin degil" diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk "Babacim lütfen, bilmek istiyorum" diye üsteledi. Adam "illâ da bilmek istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk "Peki bana 10 milyon borç verir misin" diye sordu. Adam iyice sinirlenip, "Benim senin saçma oyuncaklarina veya benzeri seylerine ayiracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapini kapat" dedi. Çocuk sessizce odasina çikip kapiyi kapatti. Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasil böyle seylere cesaret eder." diye düsündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinlesti ve çocuga parayi neden istedigini bile sormadigini düsündü, "Belki de gerçekten lazimdi"... Yukari çocugunun odasina çikti ve kapiyi açti... Yataginda olan çocuga, "Uyuyor musun" diye sordu. Çocuk "Hayir" diye cevap verdi... "Al bakalim, istedigin 10 milyon. Sana az önce sert davrandigim için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi... Çocuk sevinçle haykirdi, "Tesekkürler babacigim"... Hemen yastginin altindan diger burusuk paralari çikardi. Adamin suratina bakti ve yavasça paralari saydi. Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran oldugu halde neden benden para istiyorsun?... Benim, senin saçma çocuk oyunlarina ayiracak vaktim yok" diye kizdi... Çocuk "Param vardi ama yeterince yoktu " dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paralari babasina uzatti; "iste 20 milyon... simdi bir saatini alabilir miyim babacim?..."
Hiccccc......Hicccc
Bir insani hayatindan sonsuza kadar cikartmak zorunda kaldin mi hic? Hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi, her an kapindan iceri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda hic gelemeyecegini de bilmen gibi. Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek , ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana, ne kadar katlanilmaz bir gercek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek,etini kemigini yakarcasina özlemek. Cok kötü degil mi?Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu isitememek , artik sonunun "Pi" hali degil mi? Biliyorsun degil mi? Ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik caddede gecen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek icin o yüzü, belki biraz önce gecti bu kaldirimdan diye düsünmek, belki su an arkamda yürüyen insanlarin icinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur degil mi? Ne kadar eritir insani fark etmeden. Sende biliyorsun degil mi bunlari.? Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hic? Hic iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina. Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde güzellikleri oranýnda eksik kaldýklarýný hissettin mi paylasamadigin icin onunla. Bir barin kalabaliginda hic yarim vücudunla sallandin mi ortada? Hic iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi? Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hic? Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin zamanlar oldu mu hic? Gözünün icine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hic? Hayatta inanligin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi? Onu icinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hic? Icinde aglayan cocuga umut sarkilari söyleyemediðin, özlemini, susuzluðunu, açlýðýný gideremedigin zamanlar oldu mu hic? Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar. Gücünün, hani o tanrisal gücünün bir cocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar oldu mu hic? Hiiiiiiic.... Hiic
FERHAT ile SiRiN
Eski bir ask masalinin iki kahramani. Türk ve Iran edebiyatinda çok islenen bir konu. Ferhat ile Sirin birbirlerini çilginca severler. Sirin soylu bir genç kiz, Ferhat halktan bir delikanli oldugu için, birbirlerine kavusup mutluluga ulasamazlar. Sirin'in yakinlari Ferhat'a akla gelmedik zorluklar çikartirlar. Demir yapili bir dagi delmesi gerektigi sarti da güçlükler arasindadir. Ferhat, zekasi, teknik bilgisi, bilek gücü, asktan aldigi kuvvetle dagi deler. Sirin'e kavusmak üzereyken, bu defa düsmanlari sevgilisinin öldügünü haber verirler. Ferhat, bu aci haber karsisinda; ünlü külüngünü basina indirerek intihar eder. Durumu ögrenen Sirin de sevgilisinin acisina tahammül edemeyerek ölür.
Halk edebiyatimizda Ferhat, divan edebiyatimizda Hüsrev olarak geçen bu masal kahramaninin deldigi dagin adi "Bisutun Daglari"dir...
ANNE KALBi
Delikanli,kati yürekli bir kizi sevmis ve onunla evlenmek istemisti.Ancak kiz,korkunç bir sart ileri sürerek:Senin sevgini ölçmek istiyorum,dedi.Bunun için de köpegime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin. Delikanli,tüyler ürperten bu teklif karsisinda ne yapacagini sasirmis ve uzun bir tereddütten sonra hislerine maglup olup annesini öldürmeye karar vermisti.Annesi,belki de durumu farkettigi için ogluna fazla direnmedi.Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.Delikanli,kizin istegini yerine getirmis olmanin heyecaniyla yolda kosarken,ayagi bir tasa takildi.Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa firladi.Caninin acisindan,agzindan ister istemez !'' AH anacigim "sözleri döküldügnde annesinin tozlara bulanan ve hala sogumamis mendilden bir ses:
-Canim yavrum biryerin acidimi??
FEDAKARLIGIN böylesi
Bebegimi görebilirmiyim"dediyenianne Kucagina yumusak birbohça verildi ve mutlu anne, bebeginin minik yüzünü görmek için kundagi açti ve saskinliktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebegini seyreden doktor hizla arkasini döndü ve camdan bakmaya basladi. Bebegin kulaklari yoktu... Muayenelerde, bebegin duyma yetisinin etkilenmedigi, sadece görünüsü bozan bir kulak yoksunlugu oldugu anlasildi. Aradan yillar geçti, çocuk büyüdü ve okula basladi. Bir gün okul dönüsü eve kosarak geldi ve kendisini annesinin kollarina atti. Hiçkriyordu... Bu onun yasadigi ilk büyük hayal kirikligini; aglayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..." Küçük çocuk bu kadersizliðiyle büyüdü. Arkadaþlari tarafindan seviliyordu ve oldukça da basarili bir ögrenciydi. Sinif baskani bile olabilirdi; eger insanlarin arasina karismis olsaydi. Annesi, her zaman ona "Genç insanlarin arasina karismalisinn" diyordu, ancak ayni zamanda yüreginde derin bir acima ve sefkat hissediyordu. Delikanlinin babasi, aile doktoruyla oglunun sorunu ile ilgili görüstü; "Hiçbir sey yapillamaz mi?" diye sordu. Doktor "Eger bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapilabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarini feda edecek birisi aranmaya baslandi. iki yil geçti bir gün babasi "Hastaneye gidiyorsun oglum, annen ve ben, sana kulaklarini verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sir" dedi. Operasyon çok basarili geçti ve adeta yeni bir insan yaratildi. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatinda büyük basarilar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yillar geçti, bir gün babasina gidip sordu: Bilmek zorundayim, bana bu kadar iyilik yapan kisi kim? Ben o insan için hiçbir sey yapamadim..." Bir sey yapabilecegini sanmiyorum" dedi babasi, "fakat anlasma kesin, su anda ögrenemezsin, henüz degil..." Bu derin sir yillar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açiga çikma zamani geldi... Hayatinin en karanlik günlerinden birinde, annesinin cenazesi basinda babasiyla birlikte bekliyordu. Babasi yavasça annesinin basina elini uzatti; kizil kahverengi saçlarini eliyle geriye dogru itti; annesinin kulaklari yoktu. "Annen hiçbir zaman saçini kestirmek zorunda kalmadigi için çok mutlu oldu" diye fisildadi babasýi"..ve hiç kimse, annenin daha az güzel oldugunu düsünmedi degil mi?" Gerçek güzellik fiziksel görünüsde bagli degildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördügün seyde degil, asil görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapildigi bilinen seyde degil, yapildigi bilinmeyen seydedir..........(yürektedir)
KARINCA
Tam 8 yildir bir hücrede yatiyordu ve cezasi müebbet ti. Derken bir gün yalnizligini paylasabilecegi bir karinca gördü hücrede ona arta kalan ekmeginden tanecikler verdi. Karinca artik günde bir kaç kez yanina ugramaya baslamisti. Bir gün bu karincayi egitme karari aldi ve büyük ugraslar neticesinde karincaya arka ayaklari üzerinde kalkmayi, yerde yuvarlanmayi, takla atmayi vb. numaralar ögretti.Artik günün her saniyesi karinca ile birlikteydi. Nihayet yalnizligini bir baska yalniz ile paylasabilmisti. Sonra bir gün af çikti ve tahliye oldu. 8 yildan beri cebinde tasidigi kibrit kutusuna karincasini koydu ve birlikte çiktilar cezaevinden. Fakat ne gidebilecegi bir yer ne de aç karnini doyurmak için parasi yoktu. Birden aklina bir fikir geldi. Karincaya ögrettigi numaralari insanlara göstererek para kazanabilirdi. Hemen yakinlardaki bir bara girdi. Bar'a oturdu ve dikkatlice kibrit kutusunu cebinden çikartarak barin üzerine koydu. Kutuyu açti ve karincayi disari çikartti. Sonra barmene dönerek "Hey dostum ! Buraya bir bakar misin ?" dedi. Heyecanliydi çünkü ilk kez yillarini harcayarak ortaya çikarttigini baska bir insanla paylasacakti. Karinca hazir bir sekilde kendisinden gelecek komutu beklerken barmen yaklasti ve karincayi gördü. Basparmagi ile karincayi barin üzerinde ezerek "Pardon ! Bunlardan bir türlü kurtulamadik. Buyrun size ne verebilirim ?" dedi.
LEYLA ile MEJNUN
Konusu bir Arap efsanesinden alinmistir. "Beni Amir kabilesinden Kays ile Leyla daha okulda iken birbirlerini severler. Leyla'nin annesi bunu duyunca kizini okuldan alir. Sevgilisini göremez olan Kays yollara düser. Mecnun diye anilmaya baslar. Kays'in babasi, Leyla'yi ailesinden isterse de vermezler. Kays çölde vahsi hayvanlar ve kuslarla arkadas olur. Kizi Ibni Selam adli birine verirler. Leyla kendisini bir perinin sevdigini, eger evlenirlerse peri tarafindan öldürüleceklerini söyleyerek adami kandirir, onu kendinden uzak tutar. Mecnun'un inkisariyle Ibni Selam ölür. Mecnun bütün maddi varliklarla ilgisini kesmis, manevi bir askla kendinden geçmis halde yasamaktadir. Çölde karsisina çikan Leyla'yi tanimaz. Leyla'nin kendi içinde oldugunu, onunla manevi alemde birlestigini, baska bir Leyla ile bulusmaya takati olmadigini bildirir. Leyla, döner bir müddet sonra kederinden ölür. Mecnun bunu ögrenince Leyla'nin mezarina kosar, ölmek ister, istegi tanri tarafindan kabul olunarak orada düsüp ruhunu teslim eder."
GÜLÜMSEME
Genç kiz üzgün görünen yabanciya gülümsedi. Adam kendini daha iyi hissetti. Geçmiste bir arkadasinin yaptigi bir iyiligi hatirladi ve ona bir tesekkür mektubu yazdi.Bu mektup arkadasinin öyle hosuna gitti ki yemek yedigi lokantada iyi bir bahsis verdi.Bu bahsisin miktarina sasiran garson, paranin bir kismini yolda gördügü fakire verdi. Fakir adam çok sevindi çünkü iki gündür agzina bir lokma koymamisti. Yemegi bittikten sonra kaldigi izbe odaya gitmek üzere yola koyuldu. Yolda soguktan titreyen bir köpek yavrusuna rastladi ve onu alip eve götürdü. Soguktan kurtulup basini sokacak yer buldugu için köpekçik çok mutluydu.Gece evde yangin çikti. Köpek yavrusu havlamaya basladi Bütün ev halkini uyandirana dek havladi ve böylece bütün ev halki kurtuldu. Kurtulan çocuklardan birisi büyüdü ve cumhurbaskani oldu.Bunlarin olmasini saglayan ise bir kurusa bile mal olmayan masum,sicak ve içten bir "gülümseme" idi
KEREM ile ASLI
Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan, Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem, Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin, ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda, Haleb'de Asli'ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar, kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak, ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar...
GERCEK fakirlik
Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oglunu köye götürdü.Bu yolculugun tek amaci vardi,insanlarin ne kadar fakir olabileceklerini ogluna göstermek.Çok fakir bir ailenin çiftliginde bir gece ve gün geçirdiler.Yolculuktan döndüklerinde baba ogluna sordu,
"insanlarin ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
- "Evet!"
"Ne ögrendin peki?" Oglu yanit verdi,
- "Sunu gördüm: bizim evde bir köpegimiz var, onlarinsa dört.Bizim bahçenin ortasina kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarinsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var,onlarinsa yildizlari. Bizim görüs alanimiz ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."
Oglu sözünü bitirdiginde babasi söyleyecek bir sey bulamadi.Oglu ekledi, "Tesekkürler, baba, ne kadar fakir oldugumuzu gösterdigin için!''
DEFNE
Orman Tanrisi ile Nehir Tanrisinin çocuklari olur. Tanrilar çocuklarini kimseye göstermezler. Ancak artik büyümüs ve güzelligi dille anlatilacak gibi degildir. Genç kiz her gün ormanda gezintiye çikar. Bir gün bir flüt sesi duyar. Sesi takip eder ve flütü çalanin Doga Tanrisi Apollo oldugunu görür. Genç kiz, her gün onu gizlice dinler. Fakat bir gün Apollo onu fark eder. Kizin cazibesi Apollo'yu hemen sarar ve Defne'yi yakalamak ister. Genç Kiz hizla kaçar. Ancak Apollo ona yetisir ve tam yakalayacagi an Defne babasi olan, Orman Tanrisindan yardim ister. Orman Tanrisi o an kizinin agaç olmasini diler. Defne'nin agaç olmasi üzerine Apollo, "madem O'na kavusamadim, ben de O'nu sonsuza dek koruyacak bir rüzgar olayim" der ve rüzgar olur. Bugün defne agaçlarinin etrafinda hafif bir rüzgarin estigi söylenir.
Bir lise öðretmeni bir gün derste öðrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katýlmak istermisiniz?' Öðrenciler çok sevdikleri hocalarýnýn bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.
'O zaman' der öðretmen. 'Bundan sonra ne dersem yapacaðýnýza da söz verin' Öðrenciler bunu da yaparlar. 'Þimdi yarýnki ödevinize hazýr olun. Yarýn hepiniz birer plastik torba ve beþer kilo patates getireceksiniz!'
Öðrenciler, bu iþten pek birþey anlamamýþlardýr. Ama ertesi sabah hepsinin sýralarýnýn üzerinde patatesler ve torbalar hazýrdýr. Kendisine meraklý gözlerle bakan öðrencilerine þöyle der öðretmen:
'Þimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiðiniz her kiþi için bir patates alýn, o kiþinin adýný o patatesin üzerine yazýp torbanýn içine koyun.' Bazý öðrenciler torbalarýna üçer-beþer tane patates koyarken, bazýlarýnýn torbasý neredeyse aðzýna kadar dolmuþtur. Öðretmen, kendisine 'Peki þimdi ne olacak?' der gibi bakan öðrencilerine ikinci açýklamasýný yapar:
'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbalarý yanýnýzda taþýyacaksýnýz. Yattýðýnýz yatakta, bindiðiniz otobüste, okuldayken sýranýzýn üstünde? hep yanýnýzda olacaklar.'
Aradan bir hafta geçmiþtir. Hocalarý sýnýfa girer girmez, denileni yapmýþ olan öðrenciler þikayete baþlarlar: 'Hocam, bu kadar aðýr torbayý her yere taþýmak çok zor.' 'Hocam, patatesler kokmaya baþladý. Vallahi, insanlar tuhaf bakýyorlar bana artýk. Hem sýkýldýk, hem yorulduk?'
Öðretmen gülümseyerek öðrencilerine þu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asýl kendimizi cezalandýrýyoruz. Kendimizi ruhumuzda aðýr yükler taþýmaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karþýmýzdaki kiþiye bir ihsan olarak düþünüyoruz, halbuki affetmek en baþta kendimize yaptýðýmýz bir iyiliktir.'
gec kalinmis bir ask hikayesi
Birinden ince bir kagit düstü yere, üzerindeki tozu silkelemek isterken..
Egildim, aldim.. Kartvizit boyunda ve sigara kagidi kadar da ince..Üzerinde sunlar yaziyor aynen.."Günün birinde, benim seni sevdigim kadar beni sevecek birisi çikarsa karsima, ne kadar mutlu olacagimi bir bilsen.." Altindaki imzayi hatirladim.. Yillardir görmedigim ve duymadigim bir kiza aitti.. 15 yil kadar önce flört etmistik..Öylesi bir flört iste.. Ben ondan çok hoslanmistim.. O da benden çok hoslanmis olmaliydi.. O yüzden sürdü gitti zaten.. Ama ötesini konusmadik.. Onun beni sevdigini hiç düsünmedim.. Anlamadim da.. Ama söylemedi de. Oysa beni ne kadar severmis meger ve nasil mutlu edecegine inanirmis.. Ifadenin güzelligine bakar misiniz?.. Ama bana söylemedi.. Niye söylemedi?.. Niye söylemedi de, yazdi ve o kitabin arasina koydu?.. Kitabi benden okumak için almis, sonra iade etmisti.. Okumak için mi almisti gerçekten.. Yoksa o notu bana ulastirmak için küçük bir plan mi yapmisti?.. Ya da, notun nasilsa o an elime geçmeyecegini tahmin etmis, "Yillar sonra bu kitabi ele alirsan, beni hatirla ve neler kaybettigini düsün" diye bir veda notu mu birakmak istemisti?.. Hepsi de olabilir.. Hiçbiri de olmayabilir.. Kadinlarin mantiklari ile fikir yürütebilmek için o mantiga sahip olmak.. Erkek kafasi ile kadini sorgulamaya ve yargilamaya kalkarsak, çok yanlis boyutlara varabiliriz.. Zaten amacim kimseyi yargilamak da degil.. Düsünür hakli.. "Kadinlari anlamaya çalismayin. Onlar anlasilmak degil, sevilmek için yaratilmislardir." Mesele su.. O notta yazdiklarini, bana söyleseydi eger, o zaman.. Hersey sicak, simsicakken.. Acaba, yasantimizin en azindan bir kesiti ne kadar degisirdi?.. Yasayabilecegimiz neleri yasamadik acaba, kimbilir?.. Böylesi daha mi iyi oldu?.. Bilmem.. Halimden sikayet ettigim yok.. Ama "Öylesi" nasil olurdu acaba?.. Onu bilmeme imkan yok.. Pisman olacaksan, yasadiklarindan ol.. Ne yasadigini bilirsin.. Ama yasamadigindan pisman olacaksan eger, hapi yuttun.. Ne kaybettigini asla bilemezsin, derim ya hep.. Onun için söylüyorum iste.. Birini seviyorsaniz, çekinmeyin, vakit geçirmeyin, hemen söyleyin.. Hemen.. Belki bir daha söyleme firsati elinize geçmez.. Ya da söylediginizde çok geç olmus olabilir.
Bu küçük kagittaki oldugu gibi..!!!
SeVGiYLe KaL... Ve HeR ZaMaN GüLüMSe...
GÜL TUZAGI Tren kucuk bir kasaba istasyonunda yeni yolcularini almak uzere mola vermisti. Bunu firsat bilen saticilar ise trenin icine dolusmuslardi. Artik trenin ici tam anlamiyla bir panayir yerine donmustu, soguk ayran, limonata satanlar mi istemezsiniz, yoksa bir kalem alana bir tarak bedava satan isportacilar mi. Bana nane sekeri satmaya calisan yasli adami ise hic nane sakeri sevmeme ragmen reddememistim dogrusu..Birazdan yanimiza ellerinde kirmizi guller ve karanfillerle koy kizlari dolustu. Karsimdaki orta yaslardaki adam bunlara hic kayitsiz kalamadi.Cuzdanindan para Cikarmak icin actiginda yere bir resim dusurdu. Ona alip vermek uzere yere egildigimde cok guzel bir kadinin resmini gordum. "Sanirim guller esinize olsa gerek "diye gulumsedim. Adamin yuzu birden dusunceli bir hal almisti. "Keske "dedi.."Keske oyle olsa idi." "Ben bir 'Gul Tuzagi' na dustum" diye cevap verdi. Merak etmistim ne idi gul tuzagi yine de soramadim. Birkac dakika suskunluktan sonra soyle surdurdu konusmasini: "O oyle bir tuzaktir ki ariyi cektigi gibi icine sizi de tuzagina dusuruverir.Artik savunmasizsinizdir gultuzagidir o. Gordugunuz ise sadece mis kokulu bir alem ve sizi ceken dusleriniz." " Ya dikenler dedim peki o dikenleri goremez mi insanlar " "Hayir" dedi "Goremezler. Oyle bir efsun vardir ki orada o mis kokularin arasinda dikenleri dahi hissedemezsiniz" "Peki dedim ya battiginda kanatmaz mi, aci vermez mi o dikenler" "O zaman dedi is isten gecmistir. Birisi size bir gul verir ve sizse sevgi ile gulunuzu ellerinize alirsiniz. O oyle buyuk sevgidir ki ne aci duyarsiniz ne de o gulun solacagina inanirsiniz. O gul hep oyle mis kokulu ve taze kalir sanirsiniz.Gul kurudugunda ise artik cok gectir. Tuzaga dusmusunuzdur bir kere. O dikenler kalbinize birer mizrak gibi bir bir saplanmistir ve o kokunun efsunu burnunuzdan gitmedigi muddetce Bir daha da asla cikamayacaktir ve size de baska hic bir cicek koklamayi men edecektir. O oyle kuvvetli Bir tuzaktir ki icine dusen nasil cikabilecegini asla bilemez. Cunku oraya dusen hic kimse yaralanmadan Cikamamistir "dedi.
Bu sirada tren kucuk bir koy istasyonuna varmak uzere idi . "Bana artik musade" dedi. "Ciceklerin sahibini fazla bekletmemem lazim.Yoksa bunlar solup gidecekler , boyle gormesini istemem.En cok gulleri severdi" dedi. Gulumseyerek. "Adi "Gulseren" di.Onu bir gul mevsiminde tanimistim. Bir gul mevsiminde de kaybettim. Ona onu ne kadar cok sevdigimi dahi soylemeden. Ne yazikki bir gul kadar da omru kisa oldu. Kokusu ise bir omur boyu surecek" Adam indikten sonra arkasindan uzun uzun sevgiyle baktim. Burnumda ise hala gullerin kokusu vardi. Sevginin kokusu. Oyle ya herbirimiz etrafta birilerine soylemek istedigimiz ve soyleyemedigimiz agizda takili kalan kelimelerin agirligi ve belki de birilerine vermek istedigimiz dogum gunu kartlari ile dolasiriz. Gerci her ne kadar acilar gecici olsalar da sevgiler ebedi kalir. Hayatta ise hep hatirlarda kalan aldimiz ve verdigimiz sevgi dolu duygulardir aslinda belki de hepimiz icimizde sakladigimiz sevgi dolu yukleri aciga vurmararak agirliklarindan kurtulmaliyiz Yarin cok gec olmadan. Guller henuz solmadan.
Ayrilik - Gurur - Olum Bu kadar mi? Diyordun. Bu kadar mi sevgin? Ya sen ne sandin, seni sevdigimi mi? Kiz kizmisti telefon basinda. Bir sey soylemedi. Agliyordu sessizce. Bir ara delikanli kizin hickirigini duydu. "Ne o niye konusmuyorsun? deger mi? olsun bu da gecer." Senin ayrildigini soyleriz, benim icin fark etmez. Bardagi tasiran bu son soyledigine kiz dayanamadi. "Anlamadin mi serserim ?" "sen ya da ben ne fark eder, ayrildigimiza agliyorum, sana, senin acinacak haline"
Delikanli sustu. Oysa genc kiz bunlari soylerken hala seviyordu. Daha oncede sevmisti, sevecekti. Ama yapacak bir sey yoktu. Bu sozlerin karsisinda direnen gururu sandi. Gurur ve sevgi ne kadar ters iki kelime. Ve sonunda sevgi agir basti. Telefonu kapatirken; delikanli soguk bir "ELVEDA." Genc kiz ise gururunu ayaklar altina alarak son bir defa: "SENI SEVIYORUM" dedi. Telefonu kapatinca delikanli dusundu. Niye yapmisti. Oysa seviyordu, ve sevdigini itiraf etmek icin tekrar telefona sarildi. Ama gec kalmisti.... Telefon cevap vermeyince, kostu genc kizin evine gitti. Kalabalikti, sasirdi ve aci sela sesiyle irkildi. Icerden agzinin kenarindan kan akan soguk bir ceset cikti. Delikanli yikildi goz yazlarini tutamadi "ELVEDA" demedim uyan!!! Dediysede kiz uyanmadi. Bir ara kizin elindeki burusmus kagit ilisti gozune. Bugulanmis gozlerini silerek okudu. Sunlar yaziyordu: SEVMEK BIR SEY SEVILMEK HER SEY SEVMEK VE SEVILMEK COK SEY SEVILMEDEN SEVMEK EN ZOR SEY....
Sevgi Uzerine Guzel Bir Hikaye
Bir kadin evinden çikti , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yasli adam gördü. Onlara:
"Sizi tanimiyorum ama aç olmalisiniz. Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin." dedi.
"Kocaniz evde mi?", diye sordular. "Hayýr", dedi,kadýn.
"Dinarda."
"O zaman giremeyiz", dediler.
Aksamleyin kocasi eve geldiginde kadin olanlari ona anlatti.
Kocasý:
"Onlara eve geldiðimi söyle ve onlarýeve davet et", dedi.
Kadin disari çikti ve yasli adamlari davet etti. "Biz bir eve hep beraber girmeyiz",
dediler. Kadin: "Neden?" dedi.
Yasli adamlardan biri cevap verdi:
"Onun adi 'Zenginliktir", dedi, arkadaslarindan birini göstererek. Ve bir digerini göstererek "Onun da adi 'Basari'dir, ve ben de 'Sevgiyim."
Ve ekledi:"simdi esinle konus ve hangimizi evinize davet edeceginize karar verin", dedi. Kadin eve girdi ve olanlari kocasana anlatti. Kocasi çok sevindi.
"Ne kadar harika", dedi.
"Zenginligi davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle doldursun", dedi.
Kadin:" Neden basariyi davet etmiyoruz?" dedi.
O sirada onlari dinlemekte olan kizlari:"Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mi?", diye sordu.
"O zaman evimiz sevgiyle dolar." Adam:"Bence kizimizin tavsiyesine uyalim", dedi.
"Disari çik ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun", dedi. Kadin disari çikti ve Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi evlerine davet etti.
Sevgi kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Diger iki arkadasi da kalkti ve onu takip ettiler. Kadin büyük bir saskinlikla:
"Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" , diye sordu. Yasli adam cevap verdi:
"Eger siz Zenginlik veya Basariyi davet etmis olsaydiniz, diger ikimiz kalacaktik, ama siz beni(Sevgiyi) davet ettiginiz için, Ben nereye gidersem, Basari ve Zenginlik de benimle gelir."
Her nerede sevgi varsa, basari ve zenginlik de vardir.
Bir Koca'nin Dilekleri
Adamin birisi bir gün hastalandi. O gün cani ise gitmek istemiyordu. Karisi ne güzel hep evde kaliyor, hic ise gitmiyordu. Birden icinden Allaha söyle bir dua edecegi tuttu. ?Allahim hergün ise gidip, 8 uzun saat boyunca evim ve esimin rahati icin çalisiyorum. Esim ise evde yalnizca oturuyor. Ne olur, bir gün için benim yerime geçip, ne zor bir hayat yasadigimi görmesini sagla !!!
Hikaye bu ya.. birden bire adamin dilegi yerine geldi. Ertesi sabah, Adam, karisinin vücudunda uyandi. Hemen yataktan firladi, esinin kahvaltisini hazirladi, çocuklari uyandirdi, elbiselerini hazirladi, onlarin da kahvaltilarini hazirladi, yedirdi, beslenme çantalaríni hazirladi, çocuklari okula götürdü, eve döndü. Hemen evi toparladi, yikanacak bulasiklari ve çamasirlari halletti. Temizleyiciye götürülecek olanlari eline alip, telefon faturasini ödemek için Telekoma gidip siraya girdi. Faturayi ödedikten ve temizleyiciye ugradiktan sonra aksam yemegi icin alisverise gitti. Eli kolu dolu bir vaziyette eve döndü. Bu arada ögle olmustu. Evi, özellikle yemek masasinin altini elektrik süpürgesi ile süpürdü. Esyalarin tozunu aldi. Mutfagi sildi. Çocuklarin okuldan geldiklerinden atlayacaklari keki pisirdi. Cocuklari okuldan alma zamani gelmisti. Yolda onlarla sohbet etti. Okulda olanlar konusunda onlara akil verdi. Eve geldiklerinde, derslerini kontrol edip, çalismalari için masalarina oturmalarini sagladi, onlara süt ve kekten olusan aktamüstü yiyeceklerini verdi. Bu arada, yikadigi camasirlari ütülemesi gerekiyordu. Ütü bittiginde, ancak aksam yemegini hazirlayacak kadar vakit kalmisti. Patatesleri soymaya basladi. Salatalari yikadi. Pilav icin pirinci islatti. Etleri cikarip, firin için hazirladi. Kocasi eve geldiginde, sofraya tabaklari yerlestiriyordu. Aksam yemeginden sonra, önce esinin kahvesini pisirdi sonra masayi topladi ve bulaslari halletti. Esinin ve çocuklarin ertesi günü giyecegi kiyafetleri kontrol etti. Bu arada çocuklarin yatma saati gelmisti. Onlara hikaye okudu. Salona TV seyretmeye, biraz gazete okumaya dönmüstü ki, esi onu yatak odasina çagirdi. Ne de olsa, adamcagizz bütün gün onlar için çok çalisip, yorulmustu. simdi rahatlamasi, gevsemesi gerekiyordu. Bu da onun göreviydi.
Ertesi sabah, uyandiginda, hemen Allaha yalvarmaya basladi. Allahim, özür dilerim, ben ne dedigimi bilmiyormusum. Karimin hayatini rahat zannetmekle ne halt isledigimi simdi anladim. Lütfen beni eski halime döndür?. Allah cevap verdi ? Evet, dersini aldigini görüyorum, herseyi degistirecegim ama maalesef 9 ay beklemek zorundasin, çünkü dün gece hamile kaldin !!!
sedef cicegi
Sedef Çiçegi
Mahkeme salonunda, seksen yaslarindaki yasli çiftin durumu içler acisiydi.Adam inatçi bakislarla, suskun ninenin aglamaktan iyice çukurlasmis gözlerini ve bikkin bakislarini süzüyordu.
Hakim tok sesiyle, yasli kadina:
"Anlat teyze, neden bosanmak istiyorsun?"
Yasli kadin, derin bir nefes çektikten sonra bas örtüsüyle agzini aralayip, kisilmis sesiyle konusmaya basladi.
"Bu herif yetti gayri, 50 yildir bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda... Sessizlik, bu tür haberleri her gün manset yapan gazetecilerden birinin flasiyla bozuldu. Kim bilir nasil bir manset atacaklardi, yasanmis 50 yilin ardindan? Çok sayida gazeteci izliyordu davayi... Kadin neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yasli kadinin gözleri doldu ve devam etti:
"Bizim bir sedef çiçegi vardi çok sevdigim... O bilmez... 50 yil önceydi.. O çiçegi bana verdigi çiçekler arasindan kopardigim bir yapragi tohumlamistim, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadi onlari yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya basladi.O zaman adak adadim. Her gece günes açmadan önce, bir tas suyla sulayacagim onu diye... Iyi gelirmis derlerdi. 50 yil oldu, bu herif bir gece kalkip bir kerede bu çiçegi ben sulayayim demedi. Taa ki geçen geceye kadar...O gece takatim kesilmis uyuyakalmisim... Ben, böyle bir adamla 50 yil geçirdim. Hayatimi, umudumu, herseyimi verdim. Ondan hiçbirsey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildigim görevlerden birisini yapmasini bekledim.Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hakim yasli adama dönerek;
"Diyecegin birsey var mi, baba?" dedi.
Yasli adam bastonla zor yürüdügü kürsüye, o ana kadar suçlanmis olmanin utangaçligini hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi.
Tane tane konustu:
"Askerligimi Reisicumhur köskünde bahçivan olarak yaptim. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanidim. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Ilk evlendigimiz günlerin birinde, boyun agrisi nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertlesir, kötülesir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansin, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun... Lafim geçmedi... O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandirdim ve onu seyrettim. O sevdigim kadini, yavrusu bildigi çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam. O yastaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... "Her gece, o yattiktan sonra uyandim. Saksidaki suyu bosalttim. Sedef, gece sulanmayi sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaslilik... Ben de uyanamadim. Uyandiramadim... Çiçek susuz kalirdi ama kadinimin boynu yine azabilirdi. Suçlandim...Sesimi çikartamadim..."
O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes agliyordu...
"Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kirmada oldukca cimri olalim"